Google

Sitetistik

Zirve100 En iyi
Menü
  • Ana Sayfa
  • Profilim
  • Arşiv
  • Kategorilerim
    Yazılarım
    İstatistikler
    Görsel

    7/12/2009

    Unutulan Savaş (Kore Savaşı) 7






    Yüzbaşı Nazım Özoğul
    Cemalettin Çağlar’ın takımına SANGC’ON köyü istikametinde
    ilerleme görevi vermiştim.
    Keşif takımı süngüleri parlayarak köye girdi.

    Çağlar’ın sesini telsizde dinliyorum. Bu kahraman arkadaşımın
    her zaman mertçe gürleyen sesi. Hangi kuvvetin
    tesiri altında titriyordu. Büyük heyecan geçirdiği
    konuşmasından belliydi.

    -Yüzbaşım, sağımdaki evden bir kadın çığlığı geliyor.
    Bu evi arayacağım.


    -Takım vazifesine devam etsin, sen evi ara.

    Biraz sonra kahraman takım kumandanım Üstğm.
    Cemalettin Çağlar’ın sesi aynı heyecanla titreyerek;

    -Yüzbaşım, bir Güney Kore kadınının sol bacağı kesilmiş,
    üstündeki elbise parça parça, kan içinde, inliyor.


    Hiç sesi titremeyen ve muharebenin en heyecanlı anlarında
    meşhur şarkısını söyleyerek astlarına bir Türk kumandanı
    örneği veren arkadaşım, fecaatın dehşetinden âdeta ağlar
    gibi konuşuyordu.

    Telsizle;

    -Görevine devam et. Kadının yanına iki erini bırak.
    Ben bu kadını şimdi aldırırım
    , dedim.

    Tabur kumandanımız Binbaşı Lütfü Bilgin’i telsizle buldum.
    Durumu tabur kumandanına arz ettim. Bu kadına gereken ilk
    tedavinin yapılması için bir doktor gönderilmesini ve geriye
    nakledilmesini istedim. Tabur kumandanı telsizle:

    -Şimdi doktoru gönderiyorum.

    Hemen bölüğümün dört teskereci erini Şahin çavuş komutasında
    köyün içine gönderdim. Taburumuzun kahraman doktoru Yüzbaşı
    Cemalettin Tanrıöver, zaman kaybetmemek için cipine binerek
    son süratle keşif hattındaki köyün içine geldi. Şahin çavuşun
    emrindeki teskereciler bu kadını teskereye koyarak kıymetli
    doktorumuzun yanına götürdüler. İlk tedavisi yapıldı. Türk’ün
    şefkatli elleriyle acıyan yaraları sarıldı ve geriye hastaneye nakledildi.

    Takriben 20 yaşında bir Koreli kadının üstü başı parça parça olmuş.
    Edep yeri kan içinde. Yırtılan elbisesinden memeleri dışarıya sarkmış.
    Yüzü gözü çizikler içinde bu çiziklerden akan kan boynundan göğsüne
    sızmış. Sol kolu ve bacağı kan içinde. Saçları darmadağınık.
    Gözleri yuvalarından fırlamış. Odanın içindeki eşyalar darmadağınık.
    Hemen kapının yanında soluna yıkılmış, inliyor.Koreli kadın yaklaşan
    Üsteğmen Cemalettin Çağlar’a yuvalarından fırlayan gözleriyle
    dik dik bakar. Karşısında duran Cemalettin Çağlar bu fecaat karşısında
    ağlar gibi şefkatli haliyle inleyen kadına yaklaşır. Koreli kadın sağ elini
    yavaş yavaş kaldırarak, göğsündeki kanlı entarisini tutarak,

    -Çaynis komünist, çaynis komünist, diye inler.

    Eliyle komünistlerin gittiği istikameti göstererek;

    -Meni meni çaynis komünist, meni meni çaynis komünist der.
    Bu kelimeler ağzından çıkarken adeta son nefesini verir gibi yere yığılır.
    İşte Cemalettin Çağlar’ın telsizle bana hitap ederken ağlar gibi
    konuşmasının sebebi buydu. Cemalettin Çağlar yaralı kadının yanına
    yetişmek için hızlı adımlarla yürümeye başladı.


    Köyün kuzey çıkağına gelmişti ki, üstü başı parça parça,
    entarilerindeki kanlar kurumuş, süngülenerek öldürülmüş üç kadın
    yerde yatıyor. 5 metre ilerde köprünün yanında aynı şekilde öldürülmüş
    ve edep yerleri süngülenmiş, iki kadın arkası üstü yatıyor. Bu öldürülen
    zavallı kadınlardan birisinin memeleri dışarıda. Yanında takriben iki yaşında
    bir çocuk ölü, annesinin üzerine kapanmış, memelerini emiyor.

    Bu hali gören Cemalettin Çağlar’ın saçları dimdik olur.
    Bu hazin manzara karşısında bir an durur. Cebinden çikolatasını çıkarır.
    Kâğıtlarını soyup çocuğa uzattı. Zavallı yavru her şeyden bihaber
    karşısındaki Türk subayına ürkerek bakar, korkarak ağlamaya başlar.
    Bu durum karşısında gözleri nemlenen Türk subayına ürkek hareketlerle
    elini uzatır, çikolatayı alır ve ağzına götürür.
    Çikolata çocuğun hoşuna gitmiş olacak ki
    yüzünde tebessümler belirir.

    Suan şehrini kuzeye doğu geçiyoruz. Sanggongsak köyünü kızıllar
    kaçarken ateşe vermişler. Bir kısım evler yanmış, bir kısmı da hâlâ
    yanmaya devam ediyordu. Bu köye girerken ak saçlı ihtiyarlar sevinç
    gözyaşlarıyla bizi selâmlıyordu. Sağ tarafımızda kül haline gelmiş
    evin yalnız temelleri duruyordu. İhtiyar bir kadın bu yanmış binanın
    küllerini elindeki değneği ile karıştırıyordu. Aynı zamanda çıldırmış gibi
    hareketler yapıyordu. Hemen bu kadının gerisinde beli bükük,
    aksakallı, elinde değneği bulunan, bir köylü kırık çömlekleri ve
    yanık eşyalarını yığmakla meşgul. Kamyonlarla yanından geçiyoruz.
    Değneğine dayanmış, elleriyle acayip hareketler yaparak bize evinin
    küllerini gösteriyor. Gözlerinden akan yaşlarla hıçkırarak haykırıyor.

    - Çaynis komünist, çaynis komünist.

    Kamyonlarımızla köyün kuzeyinde alev alev yanan evlerin arasından
    geçiyoruz. Yolun hemen solunda öldürülmüş Koreli genç kadınlar,
    üstü başı parça parça edilmiş, karlar üzerinde yatıyorlar.
    Cesetlerin etrafında karlar sağa sola savrulmuş.
    Yoldan cesetlerin bulunduğu yere kadar kadınların sürüyerek götürüldüğü
    karların durumundan belli. 50 m. kadar ilerlemiştik ki, yine yolun
    sol yanında 15-20 yaşını geçmeyen genç Koreli kızların aynı zulümle
    öldürülmüş karlar üzerinde yatan cesetlerini gördük.

    100 m. Kadar daha ilerlemiştik ki, yolun solunda, edep yerleri
    parça parça Koreli kadınlar arka üstü ölü olarak yatıyor.
    Takriben 10 yaşında bir çocuk arka üstü ölü olarak yatan kadının
    göğsünde. Sağ kolu kadının sol kolu altında, sol kolu boynundan
    sımsıkı tutmuş.

    Kadının yanaklarında çocuğun dudakları, arkasından süngülenmiş
    ve öldürülmüş. Bu kadınlar komünistlerin hislerine ram olmayınca
    saçlarından tutularak sürüklenmiş, zorla ırzlarına geçilmiş,
    sonunda da süngülenmiş.

    İlerledikçe gördüklerimiz bizi şaşırtıyordu. Kore köylerinin evleri
    kül haline gelmiş. Saçları günlerce taranmamış kadınlar, açlıktan
    iskelet haline gelmiş ihtiyarlar ayakta durabilmek için değneklerine
    dayanmış kurtarıcılarını gözyaşları arasında selamlıyorlar.
    Kamyonlarımız kül haline gelmiş köyün kuzey çıkağında durdu.
    10 ile 15 yaşında bir çocuk yanan evinin küllerini karıştırıyor.
    Kendinden o kadar geçmiş ki, dünyada yaşayıp yaşamadığının
    farkında değil. Bizimle hiç alâkadar olmuyor. Elleri ve yüzü simsiyah,
    gözleri çıldıran bir insanın gözleri gibi büyümüş, bir noktaya dikmiş.
    Yüzünün rengi o kadar sarı ki, ölmüş bir insanın rengini almış.
    Dizleri elektriğe tutulmuş gibi titriyor. İaşe kamyonundaki Tğm.
    Ali Çelen
    kamyondan aşağıya atlayıp, bu kimsesiz çocuğa yaklaşıyor.
    Elindeki kumanya kutusunu çocuğa uzattı. Fakat Koreli çocuğun
    dalgın gözleri hâlâ yanan evinin küllerinden ayrılmıyor.
    Ali Çelen çocuğa seslendi. Çocuk gözlerini yavaş yavaş kül haline
    gelmiş evinden kaldırdı.Benden ne istiyorsunuz gibi Ali Çelen’in yüzüne
    dik dik baktı. Çocuğun gözlerini oynatmadan dik dik bakışı Ali Çelen’in
    yüzündeki şefkatli hatlardan bir mana çıkarmış olacak ki yumuşadı
    ve ellerini yavaş yavaş kaldırdı. Uzatılan kumanyayı aldı. Fakat takati
    kalmamış olacak ki aldığı kumanya kutusunu yere düşürüyormuş
    gibi bıraktı. Gerilmiş yüzü yavaş yavaş yumuşadı, gözlerinden yaşlar
    boşanmaya başladı. Mehmetçikler çocuğun acıklı halini görünce
    yerlerinde duramadılar. Kamyondan aşağıya atladılar.
    Ellerindeki kumanya kutularını çocuğun yanına yığdılar.
    Dalgın Koreli çocuk bu şefkatli insanların hareketleriyle alâkadar olmaya
    başladı. Eğildi, bir kumanya kutusu aldı. Kül haline gelmiş evinin temeli
    yanındaki kovuğa ayakları titreyerek götürdü. Mehmetçikler verdikleri
    kumanya kutularını çocuğun götürdüğü yere taşıdılar. Mehmetçiklerin
    bu hareketi çocuğun yüzündeki ızdırabın çizgilerini yok etti.
    Mehmetçiklerden biri yerdeki kumanya kutusunu açtı. İçinden çıkardığı
    kumanyayı çocuğa uzattı. Çocuk uzatılan şeyi aldı. Evvela bu neymiş
    gibi dik dik baktı. Sonra yavaş yavaş ağzına götürdü.
    Elindeki kumanyayı bitirdi. Uzatılan ikinci kumanyayı da aldı.
    Fakat ağzına götürmüştü ki hüngür hüngür ağlamaya başladı.
    Mehmetçikler ağlayan çocuğu şefkatli elleriyle okşadılar.
    Çocuk bu şefkatli ellerin tesiriyle olsa gerek ki gözlerinden akan
    yaşları sildi. Bu sırada kamyonlar hareket etmeye başlamıştı.
    Mehmetçikler ve Tğm. Ali Çelen son olarak şefkatli ellerle çocuğu
    okşadılar ve kamyona bindiler. Kamyonlar hareket edinceye kadar
    hiç konuşmayan yalnız düşünen çocuk, kuzeyi elleriyle göstererek:

    -Çaynis komünist, çaynis komünist, diye bağırıyor ve elleriyle
    onları kesin şeklinde hareketler yapıyordu.
    Bu hareketlerden sonra elleriyle Mehmetçikleri selâmlıyordu.

    Bütün cephede yeni baştan taarruza başlamıştık.
    Yine bizim 10. bölüğe 109 rakımlı tepe düşmüştü. Mehmetçikler aynı
    şevk ve heyecanla düşman mevzilerine 100 ile 150 metre yaklaşmıştı.
    Kahraman topçumuz ve Mehmetçiğin maharetle kullandığı silahlar
    düşman üzerine ölüm ateşi yağdırmaya başladı. Biraz evvel yanımızda
    düşman mermilerinin kaldırdığı tozlar kaybolmuş, mermi sesleri gittikçe
    yukarıya doğru uzaklaşıyordu. Mehmetçik dünyaya ün salan süngüsünü
    tüfeklerine taktı, yayda gerilen ok gibi düşman mevzilerine atılmak
    için hazır. Topçu ateşini kaydırdı. İleri emri tekrar edildi.
    Allah Allah sesleri gürledi.

    7/12/2009

    Unutulan Savaş (Kore Savaşı) 6




    Atalarımız, kanlarımız dedelerimiz babalarımızın mezarlarını bulunduğu
    Kore / Busan Türk şehitliğinde ki yakınlarınızın mezar taşlarını görmek
    istiyorsanız; tıklamanız yeterlidir.



    Üsteğmen Rüştü Ürer:

    Türk Ordusu'ndan Üsteğmen Rüştü Ürer, 28 ve 29 Mayıs 1953
    tarihlerinde, Kore'nin Sanggorangp'o bölgesinde,
    Birleşmiş Milletler'in silahlı düşmanlarına karşı yürütülen operasyon
    esnasında gösterdiği sıradışı kahramanlıktan dolayı Üstün Hizmet
    Haçı ile ödüllendirilmiştir. Üsteğmen Ürer komutasındaki birlik,
    Carson İleri Karakolu'nu savunurken, 1 tabur kuvvetinde bir düşman
    kuvvetinin saldırısına uğramıştır. Üsteğmen Ürer, yaralanana kadar,
    yoğun topçu ve havan ateşine rağmen, mevzileri tek tek gezerek
    adamlarını cesaretlendirmiş ve ateşi yönlendirmiştir. Can güvenliğini
    hiçe sayan Üsteğmen Ürer, tahliye edilmeyi reddetmiş ve adamlarını
    kahramanca bir karşı taarruza kaldrımıştır. Bu karşı taarruzla düşman
    bulunduğu mevziden sökülerek atılmış ve mevziyi savunan 17
    düşmandan, 16 tanesi öldürülmüştür. Bu küçük karakol tamamen
    sarılmış olmasına ve kendinden sayıca çok üstün olan düşmanın
    ardı ardına yaptığı taarruzlarına rağmen, kendinden kat be kat üstün
    olan düşman kuvvetleri tarafından imha edilene kadar, tam 2 saat
    boyunca direnmiştir. Teğmen Ürer, kendi mevzisinden savaşmaya
    devam etmiş ancak, düşmanın attığı el bombaları ile ölmüştür.

    Department of the Army: General Orders No. 17 (March 8, 1954)

    Yüzbaşı Şinasi Sükan:
    Türk Ordusu'ndan Yüzbaşı Şinasi Sükan, 29 Mayıs 1953 tarihinde,
    Kore'nin Sanggorangp'o bölgesinde, Birleşmiş Milletler'in silahlı
    düşmanlarına karşı yürütülen operasyon esnasında gösterdiği
    sıradışı kahramanlıktan dolayı Üstün Hizmet Haçı ile ödüllendirilmiştir.
    Yüzbaşı Sükan, ağır düşman taarruzu altında bulunan Carson İleri
    Karakolu'na takviye olarak gönderilen, kendi bölüğüne bağlı bir
    müfrezeye gönüllü olarak komuta etmiştir. Carson ve Elko İleri
    Karakolları'nın ikisinin birden kuşatıldığı haberini alınca, başarılı bir
    karşı taarruz başlatarak, düşman hattını yarmış ve Elko Karakolu'nu
    tekrar ele geçirmiştir. Adamlarını hemen savunma için mevzilendirmiş
    ve onlara ne pahasına olursa olsun mevzilerini korumaları gerektiğini
    söylemiştir. Bir carbine (M-1 Carbine) tüfeği ve bir miktar el bombası
    alarak, karakolun açıkta kalan bölgesine çıkmıştır. Düşmanın yoğun
    topçu ve havan ateşine rağmen, tüm mevzileri tek tek dolaşmış,
    adamlarını cesaretlendirmiş, ateşi yönetmiş ve el bombaları dahil,
    eline geçen herşeyle düşmana saldırmıştır. Bu esnada sadece kendisi,
    yaklaşık 75 düşman askeri öldürmüştür. 16 saat süren muharebe
    esnasında, yaralanmasına rağmen, tahliye edilmeyi reddetmiştir.

    Department of the Army: General Orders No. 43 (May 29, 1953)

    Çavuş Mehmet Ergin:
    Türk Ordusu'ndan Çavuş Mehmet Ergin, 28 ve 29 Mayıs 1953 tarihlerinde,
    Kore'nin Sanggorangp'o bölgesinde, Birleşmiş Milletler'in silahlı düşmanlarına
    karşı yürütülen operasyon esnasında gösterdiği sıradışı kahramanlıktan
    dolayı Üstün Hizmet Haçı ile ödüllendirilmiştir. Çavuş Ergin'in birliği Vegas
    İleri Karakolu'nda ağır düşman taarruzu altındaki birlikleri takviye etmek
    üzere, bölgeye gönderilmiştir. Bölgeye vardıklarında, dost kuvvetlerin
    güçlerinin tükenmiş olduğunu ve bölgenin bir kısmının düşmanın eline
    geçmiş olduğunu görmüştür. Adamlarını kısa sürede düzene sokmuş ve
    ağır top, havan ve tüfek ateşine rağmen, kahramanca bir karşı taarruz
    başlatmış ve düşmanı bulunduğu mevzilerden sökerek, bir kaç yüz metre
    geriye atmıştır. Düşman, bu yeni mevzilere karşı bir karşı taarruz başlatınca,
    bu karşı taarruzu başarıyla karşılayarak, düşmanı durdurmuş ve geri
    çekilmeye zorlamıştır. Yoğun topçu ve havan ateşi altında, kendi canını
    hiçe sayarak, adamlarının bulunduğu mevzileri tek tek dolaşmış ve onları
    cesaretlendirmiştir. Daha sonra, el bombaları ve elindeki silahlarla,
    adamlarına yeni bir karşı taarruzda öncülük etmiş ve düşmanı ilk baştaki
    mevzilerine kadar sürmüştür. Onun bu yaptıkları sonucu, düşman çok
    ağır kayıplar vermiş ve dost birlikler tekrar bu önemli karakolun kontrolünü
    ele geçirmiştir.

    Department of the Army: General Orders No. 43 (June 24, 1955)

    Şehit Cevat Alan
    “Düşman sabaha kadar ufak tefek keşif taarruzu yaptıysa da bir netice
    alamadı. Güneş doğarken düşman ormanlar içine doğru geriye çekildi.
    Tb. Emir Subayı Yzb. Memduh BUDAK zayiat raporu istemişti.
    Tekmil alıyordum. 1. takımdan Çermikli Cevat Alan yok dediler.
    Şehit olduğunu gören de yoktu. Bu er takım geriye çekilirken hiçbir
    zaman geriye kaçmazdı.

    Çünkü bu kahramanlar kahramanı asil Türk çocuğu yapılan bütün
    süngü muharebelerinde en ileride bulunmuş, insanlık hak ve hürriyetinin
    bir fedaisi gibi ileriye atılmış ve hiçbir zaman vazifesinde en ufak bir
    ihmali dahi görülmemiştir.
    -Tekrar arayın, Diye emir verdim.
    -Çermikli Cevat Alan yok.
    -Çermikli Cevat Alan yok, diye bildiriyorlardı. Takım çekilirken muhakkak ki
    Cevat Alan çekilmemiştir, neticesine vardım. Geceleyin muharebe icabı
    birinci takımın düşmana bıraktığı tepeyi mukabil taarruzla almaya karar
    verdim. ( 10. Bölüğü ilk teslim aldığımda Mehmetçiklerden istediğim bazı
    niteliklerden biri de şuydu: Durum icabı düşman tarafında bir erimiz
    yaralanabilir veyahut düşman tarafındaki mevzide kalabilir.
    Bu an erimizin kurtulması için bütün bölük taarruz edip icap ederse
    ölecek fakat müşkül duruma giren kurtarılacaktır.
    Bunu Türk vatanseverliğinin şerefi olarak sizlerden istiyorum, isteyeceğim. ),

    demiştim. İşte şimdi meydanda olmayan bir kahramanımızın kurtulması icap
    ediyordu. Bu er muhakkak ki akşamki mevzideydi. Emrimde bulunan subay,
    astsubay, çavuş, onbaşı ve erlerimin kabiliyet ve hususiyetlerini çok
    yakından ilgilenerek öğrenmiştim.

    Kararımı Tabur Komutanına bildirdim. Tabur Komutanı,

    -Taarruzunu topçu taburuyla destekleyelim.

    -Zaman kaybedemem. Mermim noksanlaşmıştır.
    Fakat Mehmetçiğin süngüsüne güveniyorum.


    Kati kararımı anlayan Tabur Komutanı Lütfü Bilgin, 2 km . gerimizde
    vadide bulunan tanklara emir vermiş. Tanklar sağ gerimizde mevzie
    girerek ateş desteğine başladı. Geceleyin durum icabı terk edilen
    tepe Mehmetçiğin büyük imanıyla hiç zayiatsız zapt edildi.
    Tepede Cevat Alan’ı mevziinde kanlar içinde bulduk. Cevat Alan’ın
    karanlıktan istifade ederek, sol bacağını kesmişler. Yaptıkları mezalim
    yetmiyormuş gibi kalçasını taşla ezmişler. Bunu da az görmüşler.
    Yüzünün muhtelif yerlerine süngü sokmuşlar. Çermikli Cevat Alan’ın
    makineli tabancasını kırıp yanına atmışlar. Fakat 10. Bölüğün büyük
    kahramanı Cevat Alan hâlâ yaşıyordu. Yavaş yavaş nefes alıyordu.
    Gözleri düşman tarafına dönüktü. Yattığı mevziin içindeki karlar akan
    kanlarıyla kırmızılaşmış, beyaz kırmızı şanlı bayrağımızın rengi birbirine
    karışmıştı. Gözlerinin baktığı tarafa başımı çevirdiğim de önünde 22
    komünist leşi yatıyordu. Kimisinin elinde bomba, atamamış.
    Kimisi bomba ile parça parça olmuş. 22 komünist leşini yere sermiş.
    Bütün çektiği ıstırapları yenerek bizi beklemiş.


    Cevat Alan, aldığı yaraların ağırlığından yüzüne giren süngülerin
    ıstırabından konuşamadı. Fakat yaptığı büyük kahramanlığı karşısında
    komünizm mezalimi bir tablo halinde gözlerimin önünde duruyordu.
    Taburumuzun asil ve kahraman doktoru Yzb. Cemalettin Tanrıöver
    en ileri hatta bulunan Cevat Alan’ın mevziine geldi. İcap eden her türlü
    tedaviyi yapmak istedi. Fakat kahramanlar kahramanı Cevat Alan aziz
    şehitlerimiz arasına karıştı.
    Aziz şehidin naşı arkadaşlarının gözyaşları
    arasında şanlı bayrağımıza sarılı olarak geriye nakledildi. Pusan’daki
    azizler şehitliğine merasimle gömüldü.

    Yzb.Nazmi Özoğul

    Şehit Mehmet Gönenç
    22/23 Nisan 1951 gecesi düşman genel taarruza geçmiş, 9. Bölüğün
    savunma bölgesinde topçu ileri gözetleme subayı olan
    Üsteğmen Mehmet Gönenç’ ten şu telsiz haberi alınmıştı:

    - Düşman bulunduğumuz tepeyi işgal etti. Çok şehit verdik.
    Telsizcimiz de şehit oldu. Koordinatları veriyorum.
    Bataryalar ateş etsin


    .Alay topçu irtibat subayı telsizle şu cevabı vermiştir.

    - Verdiğin koordinatlar bulunduğun yerdir.

    Topçu Üsteğmen Mehmet Gönenç’ in ise verdiği cevap şöyledir:

    -Evet öyle; biz düşmana esir olmak istemiyoruz!
    Bizi onlara teslim etmeyin! Vasiyetimiz şu:
    Bizleri kendi ateşlerimizle şehit ediniz!
    Tekrar koordinatları veriyorum...
    Bütün bataryalar buraya ateş etsin!
    Dedi ve sesi kesildi.

    Bu telsizi alan alay irtibat subayı Yüzbaşı Refik Soykut yüreğinden
    vurulmuş bir halde topçu taburunu güçlükle bulabildi.
    Topçu tabur karargâhında bu ölüm dileğinde bulunan Topçu Üsteğmen
    Mehmet Gönenç ‘in verdiği telsiz isteğini dinleyen, şu subaylardı:
    Tabur Komutanı Yarbay Tahsin Kurtay, yardımcısı Binbaşı Ahsen Saya,
    S-III Binbaşısı Lemsi Eralp ve 25. Tümen Topçu Taburunda irtibat
    subayı görevlisi Yüzbaşı Alaattin Haydaroğlu.

    Bütün subaylar şaşkın şaşkın birbirlerinin yüzüne bakıyor hiçbirisi
    konuşmaya cesaret edemiyordu.

    İleri gözcü subayı, bulunduğu yere bütün toplarıyla ateş
    açılmasını istiyordu.

    Harp tarihinde bu olay ne görülmüş, ne de duyulmuş bir istekti.

    Aralarında güçlükle yapılan durum muhakemesinden sonra topçu
    Üsteğmen kahraman Mehmet Gönenç ‘in vasiyetini yerine getirme
    kararı alındı. Gözyaşları içinde bütün toplar ateşe başlamıştı.
    Yalnız tugayımızın topçu taburu değil, tümenin bütün topçuları
    bildirilen koordinatlara ateş etmeye başlamıştı.
    Toplar gürlemiyor hıçkırıyordu sanki...




    5/12/2009

    Unutulan Savaş ( Kore Savaşı ) 5


     Kanuri Muharebelri




    Bir aralık ormanın seyrek bir yerinden ileriye ve yanlara karşı dürbünle
    yaptığım gözetlemede düşmanın 550 rakımlı tepelerin batısındaki sıralı
    tepeleri de işgal etmekte olduklarını görmüştüm. Kuşatma yapan düşmanın
    en ileri kısımları tugay muharebe idare yerinin hizasında birliğimizi kuşatmak
    için tam müsait bir yere geldikleri anda yanlarından kuvvetini tahmin
    edemedikleri bizim takımın kendi yancıları ile çatışması onları kuşatmayı
    tamamlamaktan alıkoymuş ve sola çark edip açılıp yayılarak soldaki sıralı
    tepeleri işgale mecbur etmişti. Takımın yanında 536 markalı telsizden başka
    muharebe vasıtası olmadığından durumumuz hakkında ne üçüncü tabura
    ne de tugay komutanına rapor vermek fırsatı bulamamıştım.

    Burada geçen iki saatlik zaman bir ömür kadar uzun sürmüş ve bu geçen
    müddet içinde gelmesini beklediğim taburdan da bir alâmet görülmemişti.
    Sık sık geriye doğru ıslık çalarak işaret veriyor fakat hiç cevap alamıyordum.
    Bir aralık geriden üçüncü tabur komutanı Binbaşı Lütfü Bilgin durumumuzdan
    endişeye düşmüş olmalı ki kendi taburunun hareket subayı Yzb. Zeynel
    Kartal'ı dokuzuncu bölüğün silah takımından iki bazuka ve bir A. 4 makineli
    tüfeği ile birlikte bizi takviye maksadıyla emrime göndermişti. Bu küçücük
    kuvvetin yanımıza gelişleri bize çok büyük manevî bir kuvvet vermiş ve
    Yzb.Zeynel Kartal'ın
    --"Albayım hücum edelim" diye heyecanlı teklifi benim taarruz
    ruhumu kamçılamış ve takımın taarruza kaldırılması kararını
    vermeme başlıca amil olmuştu.

    Bulunduğumuz yerden 150 metre kadar ilerideki 550 rakımlı tepeyi ele
    geçirdiğimiz takdirde düşmanın büyük kısmının geçtiği yol görülecek ve
    bu tepeyi tutmakla oldukça ferahlayacaktık. Bu maksatla takımı taarruz
    için tertiplerken 550 rakımlı tepenin batıya doğru uzanan sırtlarından ve
    tahminen bulunduğumuz yerden iki km uzaktan şiddetli makineli tüfek
    sesleri gelmeye başlamıştı. Dürbünümle o istikameti gözlediğimde sıralı
    tepeleri tutan düşmana bizden bir bölüğün yayılmış olarak taarruz
    etmekte olduğunu görmüştüm. Bu bölük emrime girmek üzere gelen
    2. taburun 5. bölüğü idi. 2. tabur bulunduğumuz tepelere doğru yaklaşırken
    soldaki tepelerden ateşe maruz kalmış ve yanını emniyette bulundurmak
    için 5. bölüğünü bu tepelere taarruza memur etmişti. Biraz sonra taburu
    aramak maksadıyla geriye doğru tekrar çaldığım ıslık sesi üzerine geriden
    düdükle mukabele edilince yerimden fırlayarak taburun geldiği istikamete
    doğru koşarken taburun ilerisinde bölüğü ile birlikte ilerleyen 6. KI. K. Yzb.
    Beşir Günay'ın
    -- “albayım, albayım” diye bağırdığını duymuştum.
    Yzb. Beşir' i bu alaya tayininden evvel Çankırı'daki piyade okulundan
    tanıdığım için onun olduğunu sesinden anlamıştım.
    Geriden gelen bu ses takım eratının ve hepimizin maneviyatını yükseltmişti.
    Yzb. Beşir yanıma yaklaştığında düşman durumu hakkında açık
    bilgi vererek bölüğü ile taarruz edeceği hedefi göstermiş ve hemen
    solumuzda tertiplenmesini emretmiştim. Beşir Günay bölüğünü tertiplerken
    gerisindeki ormanlıklar içinde ateşe maruz kalmıştı. Bu ateşin geriden gelen
    kendi taburunun 7. bölüğü tarafından yanlışlıkla yapıldığını zannederek bu
    bölüğe ateş kestirilmesi istenmişti. Yapılan incelemede 6. bölüğün
    gerisinden ateş edenlerin orman içinde gizlenmiş düşman olduğu
    anlaşılmış ve 7. bölük de bu düşmanı temizlemeye memur edilmişti.

    Bölüğün gerisinin düşmandan temizlenmesi işi 6. bölüğün taarruz için acele
    tertiplenmesine engel olmuş ve o sırada karargâh ile birlikte yanıma gelmiş
    olan 2. tabur komutanı Bnb. Muktat Uluünlü'ye düşman durumu hakkında
    gereken bilgiyi verdikten sonra taburun taarruz edeceği hedefi göstererek
    süratle taarruza geçmesini ve 550 rakımlı tepeyi ele geçirmesini emretmiştim.
    Bnb. Muktat’ın 6. bölük komutanının yanına giderek taarruzu tertiplemeye
    çalışması o an için bana çok uzun bir zaman gibi gelmişti.
    Haddi zatında 20dakikalık bir vakit dahi geçmemişti.
    Ancak vakit geçtikçe düşman kuvvetlenmede ve tepelerden sökülüp
    atılması zorlaşmaktaydı.
    Soldaki sırtlara taarruz etmekte olan 5. bölüğün de taarruzu düşmanın
    şiddetli hücumu karşısında duraklamıştı. Tepelerde görülen düşman
    kaynaşmalarından taarruz için hazırlandıkları anlaşılmaktaydı.

    Türk tugayının toptan imhasını hedef tutarak düşmanın tamamlamak
    üzere olduğu bu ölüm çemberini parçalamak ve tugayı bu en tehlikeli
    durumdan kurtarmak için vakit geçirmeden süratle düşman üzerine
    atılarak derinliklerine saldırmak ve onun tertiplerini bozmak lazımdı.
    Bundan başka kurtuluş çaresi yoktu. Bu mülâhazayla sabrımın tükenmiş
    olmasından kendimi zapt edememiş ve Mehmetçiğin mevcut cesaretine
    cesaret katmak için bulunduğum yerden bir ok gibi fırlayarak 6. bölüğün
    tertiplediği yere varmış ve ALLAH ALLAH sedaları göklere yükselten bir
    kükreyişle hep beraber hücuma kalkmıştık. Hiç duraklamadan önümüzde
    rastladıklarımızı süngüleyerek 550 rakımlı tepeye varıncaya kadar bize
    saldırmaya yeltenenler ezilmiş ve kaçanlar kendilerini sık ormanlar
    içine atarak kurtulabilmişlerdi.

    550 rakımlı tepenin yüksek noktaları oldukça çıplaktı. Hücum sırasında
    tepemizde dolaşan Amerikan uçakları hâlâ dost ve düşmanı ayırt
    edemediklerinden bu ana kadar hiç bir yardımda bulunamamışlardı.
    550 rakımlı tepelerde süngülerimizin parladığını gören Amerikalı pilotlar
    kendiliklerinden bunların Türk ve karşıdakilerin de düşman olduklarına
    karar vererek orman içinde ve yol boyunda gördükleri düşmanın büyük
    kısmına bomba ve makineli tüfek ateşleriyle saldırarak bir hayli
    hırpalamışlar ve işlerini bitirdikten sonra kanat sallamak suretiyle
    zaferlerimizi tebrik ederek ayrılmışlardı.

    Türk süngüsü burada da iki dost v müttefik birlik mensupları
    arasında bir anlaşma sembolü olmuştu.

    Türkler süngü hücumu yapıyorlar diyerek filo komutanlarının meydana
    dönmeden 9. Amerikan kolordu komutanına telsizle verdiği rapor
    550 rakımlı tepeye yapılan ilk süngü hücumumuza aittir.

    Uçaklar ayrıldıktan sonra gelen topçu irtibat subayı ve havan
    bölüğü ile düşman, topçu ve havan mermileri ve makineli tüfek ateşleri
    altına alınarak burada da 2. taburla bir savunma cephesi teşekkül
    etmiş ve düşman tamamen kuşatıcı taarruzdan vazgeçerek taarruzunu 2.
    tabura tevcih etmeye mecbur edilmişti.

    Bu muharebe birliklerimizi teşkil eden ve hayatında muharebe yüzü
    görmeyen genç neslin ilk savaşıdır.

    Birkaç günden beri uykusuzluk, yorgunluk ve dondurucu bir soğuğun
    tesiri altında olmasına rağmen birliğimiz metanet ve tahammülünden
    bir şey kaybetmemiş, ilk silah sesleri herkese taze bir dirilik vermiş,
    savaş şevklerini ateşlemişti. ”

    Muharebe arazisi çam ormanları ile örtülü sık ve derin yarıklarla kesik,
    bazı yerlerde ise bir manganın erleri arasında bile irtibat kurmayı ve
    anlaşmayı engelleyen zorluklarla doludur.

    Telefon irtibatları ileri geri gidiş ve gelişler yüzünden, arada bir kesilir.
    O zamanın zayıf telsizleri ile muhabere imkânları oldukça güçtür.

    Tugay karargâhındaki subayların çoğu savaşın yakından takip etmek ve
    bilgi vermek üzere birinci hat bölüklerinin yanlarına gönderilirler.

    O zamana kadar kolordunun ikinci emrinden başka durum ve vazife
    hakkında bir emir ve haber yoktur. Bu hâl çok üzücüdür. Tugay âdeta
    unutulmuş, kaderiyle baş başa bırakılmış, buda itimatsızlık yaratmıştır.
    İkmal ve boşaltma vazifeleriyle Kunuri bölgesine gidip gelen subaylar
    vasıtasıyla kolordunun durumu öğrenilmeye çalışılmaktadır.

    O bilgilerden bütün ordunun çekilmekte 27 Kasım'dan itibaren geri
    teşkillerin, güneye doğru harekette, bazı muharip Amerikan birliklerinin de
    kuzeyden Kunuri bölgesine gelmekte oldukları 2. Amerikan tümen
    karargâhının Kunuri'nin 15 km . kadar güneyinde Sunchon boğazına
    intikal ettiği, kolordunun birliklerinin fazla zayiata uğradıklarını öğrenilmiş
    ve bu durum hakkında sisli de olsa bir fikir edinilmiştir.

    Amerikan irtibat heyeti başkanı Albay Gumby bu durumda şahsen
    ileriyi görmek ve kolorduya rapor vermek maksadıyla cipine binerek
    en ön hatta sokulmuş, fakat yol üzerinde bizden kimseyi göremeyince
    bunlar daha ilerdedir diyerekten arabasını daha da ileri sürmüş,
    bu sırada yol yakınlarına gizlenmiş olan erlerimiz seslenmiş fakat onları
    duyamamış, Albayın yaklaştığını gören düşman ateş etmeksizin albayın
    iyice yaklaşmasını bekledikten sonra, albayın yanına yaklaşan üç beş
    düşman askeri albaya teslim olmasını söylemişlerse de albay kendini
    yakınlarda bulunan bir hendeğe atmış, ateş etmeye başlamış,
    şoför arabasını uzaklaştırarak karargâha gelerek albaya yardım istemiş.
    Bu haber üzerine tank takımı ileri sürülmüş, irtibat heyetinden
    Bnb. Munson 'da bu takıma katılmış. Bunlar albayın bulunduğu
    yere ulaşıncaya kadar, tugayca 10. bölüğe irtibat ve gözetleme için
    gönderilmiş olan Hava Üst. Muzaffer Erdönmez albayın düştüğü tehlikeli
    durumu görünce, bir sıçrayışla yakınına yaklaşmış bir kaç düşman
    tepeledikten sonra etraftan ateş yardımıyla esir düşme tehlikesini
    atlatmış, fakat ateş altında olan hendekten sağ salim kurtulma
    imkânı bulamamıştır.

    General Yazıcı’ya göre, Türk kuvvetleri içinde vazifeli bir yabancıyı
    pahalıya da mal olsa kurtarmak Türk’ün şerefi iltizamındandı.



    Tanklarla beraber 3. bölük kısa hedefli bir taarruza sevk edilir.
    Düşmanın barınıp tutunduğu hatta ve bu hattın ilerisinde,
    gerisinde mevcut birkaç binaya başlayan tank topu ateşiyle binalarda
    yangın başlar ve içlerine sinmiş bir bölük kadar düşman meydana çıkar.
    Havan ateşleri altında bunların üzerlerine saldıran 3. bölüğün ateş ve
    süngüsü ALLAH ALLAH sesleri arasında tankların sürekli atışları neticesinde
    düşman yerini terk etmiş, kaçarken ağır kayıplara uğramıştır. İşte Amerikalı
    albay bu sayede kurtulmuş ve aynı zamanda 3. tabur cephesi bir zaman için
    ferahlamıştır.

    Albay sağ kurtulurken arkadaşı Bnb. Munson ağır yaralı olarak geri döner.

    İrtibat subaylarının ağızdan getirdiği emirden ve beraberindeki haritadan
    dost ve düşman kuvvetlerinin muharebe durumları ile 2. Amerikan tümeninin
    sağ kanadının nerede bulunduğu anlaşılamaz. 9. kolordu ile telli ve telsiz
    hiçbir bağlantı kurulamaz. 9. Amerikan kolordusunun sağındaki 2. Amerikan
    tümeni, 26 Kasım 1950 sabahı Chonghon nehrinin batı ve doğusundan
    kominist Çin ordusunun büyük karşı taarruzuna uğrar. Soldaki 9. alay,
    adı geçen nehrin doğusuna atılır. Ortadaki 23. ve sağdaki 38. alaylar da
    üstün düşman baskısı altında güneye çekilmek zorunda kalır.

    28–29 Kasım 1950 akşamı 2. tümen 998 rakımlı tepe ile Chonghon nehri
    arasında bulunmaktadır. Buna göre 2. tümenin sağ kanadındaki
    38. piyade alayının da 998 rakımlı tepe hizalarında olması gerekiyordu.

    Akşama doğru 2. tabur bölgesinde 5. ve 6. bölüklerin arası açıldığından
    buraya ihtiyatta bulunan 7. bölükten bir takım sürülür. 2. ve 3. piyade
    taburlarının arasıda fazlaca açılmıştır. Aynı zamanda düşmanın yanlardan
    geriye sarkma hareketleri büsbütün önlenemeyecek duruma gelmiştir.

    Albay Celal Dora bu durumda 2. taburun gece karanlığında sarp ormanlık
    arazi içinde kalmasını tehlikeli bulduğundan karanlık başlarken, bu taburla
    havan bölüğüne 7. bölüğün himayesinde, 500 m . kadar gerideki sırtlara
    çekilmelerini emreder. 5. ve 7. bölükler arasındaki dereyi kapamak için
    2. taburun keşif takımı ( iki manga kadar ) buraya sürülür. 2. ve 3. taburla
    havan bölüğünden kurulu Celal Dora grubu ile tugay komutanının yeri
    arasında telli ve telsiz bağlantısı yoktur.

    Bu nedenle Albay Dora yaklaşık saat 14. 00 ile 14. 30 arasında
    Songjong'un kuzey batısında bulunan generalin yanına gider ve
    durumu bizzat anlatır.

    Albaya göre tugay, düşmanın üstün sayıdaki kuvvetlerinin devamlı
    şekilde yanlara taşarak birliklerimizin gerilerini kesmek için yapmakta
    olduğu kuşatmalar yüzünden tehlikeli bir durumdadır. Birliklerimizi
    sarılma ve yok olma tehlikesinden kurtarmak için bunların daha geriye
    çekilmesi gereklidir. Zaten tugay bugün ki oyalama görevini tamamıyla
    yapmıştır.

    Geri çekilmek hususunda Albayın önerisini uygun bulan tugay komutanı
    durumu şöyle düşünmüştür; “ iki tümenden az olmayan bir düşman kuvveti
    tugaya cepheden ve yanlardan baskı yapmakla beraber daha büyük
    düşman kuvvetleri uzak yanlarda gerilere sarkmaktadır. Ayrıca Chong-myon
    bölgesi, görüş ve hareket alanları pek sınırlı olan ormanlık, sarp ve yüksek
    dağlarla çevrilmiş dar ve çetin bir vadi olduğundan tugay 9. kolordusunun
    yan ve gerilerini korumak görevini daha elverişli olduğu düşünülen Sinnim-ni
    bölgesinde yapmağa devam edebilir. Aynı zamanda, Chong-myon bölgesinde
    düşmanın daha fazla ayaklanamayacağından, muhabereyi keserek daha
    batıdaki bölgeye çekilmek ve orada savunma zorunluluğu vardır. ”


    Akşam olmak üzeredir. Düşmanın gece için bazı hazırlıklar yaptığı keşif ve
    gözetlemelerden anlaşılır. Bu durumdan istifade edilerek ve muharebe
    vasıtalarının iyi işlemediği düşünülerek kısmen telefonla kısmen karargâh
    subayları ile taburlara çekilme emri gönderilir ve taburlar muhabere
    durumlarını muhafaza ederek hazırlıklara başlar.

    Plana göre çekilme 2. taburdan başlayarak, bunu 3. tabur takip edecek,
    en arkaya 1. tabur kalacak. Bu taburun 1. bölüğü artçılık
    vazifesini yapacak.

    Topçu taburu 1. tabur çekilmeye başlayıncaya kadar bir bataryayla
    mevzide kalarak ateşe devam edecek, geri kalanıyla da piyade
    taburları arasındaki boşluktan faydalanarak yeni mevzilerine çekilecek.

    Chong-myon Muzonyon 'da kurulacak bir kontrol noktasından
    birliklerin geçişleri ve düzenleri gözden geçirilecektir.
    Karanlık basıncaya kadar, düşmana gece de o mevzide kalacak
    hissi verilecek, bazı tedbirlerin alınmasından ve karanlık iyice
    çöktükten sonra birlikler verilen emir dâhilinde kademe
    mevzilerini bırakarak çekilmeye başlayacak.

    Kontrol noktasından sessiz ve dikkatlice geçirlirken, dağdan farlarını
    bir yakıp bir söndüren bazı motorlu vasıtaların inmekte oldukları görülür.
    Bu sırada düşman tarafından yer yer ormanlar tutuşturulmakta, göklere
    yükselen alevler her yeri aydınlatmaktadır. Ayrıca sağdaki tepelerin
    muhtelif yerlerinden elektrik fenerleri ile dalgalar halinde sağ tarafa ve
    gerilere sarkan düşman kuvvetleri görülür ve boru sesleri ile karışık
    acayip sesler çıkarttıkları duyulur. Dağdaki 3. takım komutanı teğmen
    Kâzım Tarhan düşmanın kendi takımına 30- 40 m . kadar sokulduklarını
    ve birçoklarının da gerilerine kaydığını bildirir.

    Düşman kuvvetlerinin çekilen birliklerimizin gerisinden hızla
    ilerledikleri görülür. Bazen hafif de olsa sesleri duyulur.
    Büyük bir soğukkanlılık ve sükûnetle bu düşmanın içinden geçerken,
    ses çıkarmamak için birçok er ayakkabılarını çıkarıp ellerine almış ve
    süngülerinin parlamaması için de eldivenlerini süngülerine geçirmişlerdir.

    Düşman gerillacıları ellerine geçirdikleri esir ve şehitlerimizin elbise ve
    teçhizatlarını giyerek Türk eri kıyafetinde yürüyüş kolları arasına
    katılmış ve yürüyüş kollarını dağıtmak için çeşitli hilelere başvurmuşlardır.

    Saat 21. 00’de 2. ve3. Taburlar peyderpey yeni mevziiye gelirler.
    2. tabur kısa bir toparlanmadan sonra şosenin kuzeyindeki mevzi
    kısmını işgal eder. Çetin bir günün sonunda yorgun düşen 3. tabur,
    biraz dinlensin diye ihtiyata alınır.

    Üzüntülü, yorucu, fakat başarılı geçen 28 Kasım günü böylece
    bitirmiş, 29 Kasım gününün ilk saatine sükunetle girilmiştir.
    Bu ilk muharebe gününde düşmanın ağır zayiatına mukabil,
    bizim zayiatımız keşif kıtası zayiatıyla beraber yüz elli kadardır.
    O geceden itibaren tugay kolordunun emrinden çıkarılarak 2. tümen
    emrine verilmiştir. Bu tümenden tek bir emir alınamamış, yapılan
    bir iki teklife dahi cevap verilememiştir. Tugay en sıkışık gününde
    29 Kasım günü yardımsız, kendi başına bırakılmıştır. Bu durum tugayda
    derin bir teessür ve itimatsızlık yaratmış ve bunun acı tesir ve
    hatırası hayli devam etmiştir. Tümenin bu ilgisizliği bize çok
    şeylere mal olmuştu

    Son Yazılarım
    • <%RecentEntryTitle%>
    Destekleyenler

    Bağlantılarım