|
| |
| |
| |
7/12/2009
Yüzbaşı Nazım Özoğul Cemalettin Çağlar’ın takımına SANGC’ON köyü istikametinde ilerleme görevi vermiştim. Keşif takımı süngüleri parlayarak köye girdi.
Çağlar’ın sesini telsizde dinliyorum. Bu kahraman arkadaşımın her zaman mertçe gürleyen sesi. Hangi kuvvetin tesiri altında titriyordu. Büyük heyecan geçirdiği konuşmasından belliydi.
-Yüzbaşım, sağımdaki evden bir kadın çığlığı geliyor. Bu evi arayacağım.
-Takım vazifesine devam etsin, sen evi ara.
Biraz sonra kahraman takım kumandanım Üstğm. Cemalettin Çağlar’ın sesi aynı heyecanla titreyerek;
-Yüzbaşım, bir Güney Kore kadınının sol bacağı kesilmiş, üstündeki elbise parça parça, kan içinde, inliyor.
Hiç sesi titremeyen ve muharebenin en heyecanlı anlarında meşhur şarkısını söyleyerek astlarına bir Türk kumandanı örneği veren arkadaşım, fecaatın dehşetinden âdeta ağlar gibi konuşuyordu.
Telsizle;
-Görevine devam et. Kadının yanına iki erini bırak. Ben bu kadını şimdi aldırırım, dedim.
Tabur kumandanımız Binbaşı Lütfü Bilgin’i telsizle buldum. Durumu tabur kumandanına arz ettim. Bu kadına gereken ilk tedavinin yapılması için bir doktor gönderilmesini ve geriye nakledilmesini istedim. Tabur kumandanı telsizle:
-Şimdi doktoru gönderiyorum.
Hemen bölüğümün dört teskereci erini Şahin çavuş komutasında köyün içine gönderdim. Taburumuzun kahraman doktoru Yüzbaşı Cemalettin Tanrıöver, zaman kaybetmemek için cipine binerek son süratle keşif hattındaki köyün içine geldi. Şahin çavuşun emrindeki teskereciler bu kadını teskereye koyarak kıymetli doktorumuzun yanına götürdüler. İlk tedavisi yapıldı. Türk’ün şefkatli elleriyle acıyan yaraları sarıldı ve geriye hastaneye nakledildi.
 Takriben 20 yaşında bir Koreli kadının üstü başı parça parça olmuş. Edep yeri kan içinde. Yırtılan elbisesinden memeleri dışarıya sarkmış. Yüzü gözü çizikler içinde bu çiziklerden akan kan boynundan göğsüne sızmış. Sol kolu ve bacağı kan içinde. Saçları darmadağınık. Gözleri yuvalarından fırlamış. Odanın içindeki eşyalar darmadağınık. Hemen kapının yanında soluna yıkılmış, inliyor.Koreli kadın yaklaşan Üsteğmen Cemalettin Çağlar’a yuvalarından fırlayan gözleriyle dik dik bakar. Karşısında duran Cemalettin Çağlar bu fecaat karşısında ağlar gibi şefkatli haliyle inleyen kadına yaklaşır. Koreli kadın sağ elini yavaş yavaş kaldırarak, göğsündeki kanlı entarisini tutarak,
-Çaynis komünist, çaynis komünist, diye inler.
Eliyle komünistlerin gittiği istikameti göstererek;
-Meni meni çaynis komünist, meni meni çaynis komünist der. Bu kelimeler ağzından çıkarken adeta son nefesini verir gibi yere yığılır. İşte Cemalettin Çağlar’ın telsizle bana hitap ederken ağlar gibi konuşmasının sebebi buydu. Cemalettin Çağlar yaralı kadının yanına yetişmek için hızlı adımlarla yürümeye başladı.

Köyün kuzey çıkağına gelmişti ki, üstü başı parça parça, entarilerindeki kanlar kurumuş, süngülenerek öldürülmüş üç kadın yerde yatıyor. 5 metre ilerde köprünün yanında aynı şekilde öldürülmüş ve edep yerleri süngülenmiş, iki kadın arkası üstü yatıyor. Bu öldürülen zavallı kadınlardan birisinin memeleri dışarıda. Yanında takriben iki yaşında bir çocuk ölü, annesinin üzerine kapanmış, memelerini emiyor.
 Bu hali gören Cemalettin Çağlar’ın saçları dimdik olur. Bu hazin manzara karşısında bir an durur. Cebinden çikolatasını çıkarır. Kâğıtlarını soyup çocuğa uzattı. Zavallı yavru her şeyden bihaber karşısındaki Türk subayına ürkerek bakar, korkarak ağlamaya başlar. Bu durum karşısında gözleri nemlenen Türk subayına ürkek hareketlerle elini uzatır, çikolatayı alır ve ağzına götürür. Çikolata çocuğun hoşuna gitmiş olacak ki yüzünde tebessümler belirir.
Suan şehrini kuzeye doğu geçiyoruz. Sanggongsak köyünü kızıllar kaçarken ateşe vermişler. Bir kısım evler yanmış, bir kısmı da hâlâ yanmaya devam ediyordu. Bu köye girerken ak saçlı ihtiyarlar sevinç gözyaşlarıyla bizi selâmlıyordu. Sağ tarafımızda kül haline gelmiş evin yalnız temelleri duruyordu. İhtiyar bir kadın bu yanmış binanın küllerini elindeki değneği ile karıştırıyordu. Aynı zamanda çıldırmış gibi hareketler yapıyordu. Hemen bu kadının gerisinde beli bükük, aksakallı, elinde değneği bulunan, bir köylü kırık çömlekleri ve yanık eşyalarını yığmakla meşgul. Kamyonlarla yanından geçiyoruz. Değneğine dayanmış, elleriyle acayip hareketler yaparak bize evinin küllerini gösteriyor. Gözlerinden akan yaşlarla hıçkırarak haykırıyor.
- Çaynis komünist, çaynis komünist.
Kamyonlarımızla köyün kuzeyinde alev alev yanan evlerin arasından geçiyoruz. Yolun hemen solunda öldürülmüş Koreli genç kadınlar, üstü başı parça parça edilmiş, karlar üzerinde yatıyorlar. Cesetlerin etrafında karlar sağa sola savrulmuş. Yoldan cesetlerin bulunduğu yere kadar kadınların sürüyerek götürüldüğü karların durumundan belli. 50 m. kadar ilerlemiştik ki, yine yolun sol yanında 15-20 yaşını geçmeyen genç Koreli kızların aynı zulümle öldürülmüş karlar üzerinde yatan cesetlerini gördük.
100 m. Kadar daha ilerlemiştik ki, yolun solunda, edep yerleri parça parça Koreli kadınlar arka üstü ölü olarak yatıyor. Takriben 10 yaşında bir çocuk arka üstü ölü olarak yatan kadının göğsünde. Sağ kolu kadının sol kolu altında, sol kolu boynundan sımsıkı tutmuş.
Kadının yanaklarında çocuğun dudakları, arkasından süngülenmiş ve öldürülmüş. Bu kadınlar komünistlerin hislerine ram olmayınca saçlarından tutularak sürüklenmiş, zorla ırzlarına geçilmiş, sonunda da süngülenmiş.
İlerledikçe gördüklerimiz bizi şaşırtıyordu. Kore köylerinin evleri kül haline gelmiş. Saçları günlerce taranmamış kadınlar, açlıktan iskelet haline gelmiş ihtiyarlar ayakta durabilmek için değneklerine dayanmış kurtarıcılarını gözyaşları arasında selamlıyorlar. Kamyonlarımız kül haline gelmiş köyün kuzey çıkağında durdu. 10 ile 15 yaşında bir çocuk yanan evinin küllerini karıştırıyor. Kendinden o kadar geçmiş ki, dünyada yaşayıp yaşamadığının farkında değil. Bizimle hiç alâkadar olmuyor. Elleri ve yüzü simsiyah, gözleri çıldıran bir insanın gözleri gibi büyümüş, bir noktaya dikmiş. Yüzünün rengi o kadar sarı ki, ölmüş bir insanın rengini almış. Dizleri elektriğe tutulmuş gibi titriyor. İaşe kamyonundaki Tğm. Ali Çelen kamyondan aşağıya atlayıp, bu kimsesiz çocuğa yaklaşıyor. Elindeki kumanya kutusunu çocuğa uzattı. Fakat Koreli çocuğun dalgın gözleri hâlâ yanan evinin küllerinden ayrılmıyor. Ali Çelen çocuğa seslendi. Çocuk gözlerini yavaş yavaş kül haline gelmiş evinden kaldırdı.Benden ne istiyorsunuz gibi Ali Çelen’in yüzüne dik dik baktı. Çocuğun gözlerini oynatmadan dik dik bakışı Ali Çelen’in yüzündeki şefkatli hatlardan bir mana çıkarmış olacak ki yumuşadı ve ellerini yavaş yavaş kaldırdı. Uzatılan kumanyayı aldı. Fakat takati kalmamış olacak ki aldığı kumanya kutusunu yere düşürüyormuş gibi bıraktı. Gerilmiş yüzü yavaş yavaş yumuşadı, gözlerinden yaşlar boşanmaya başladı. Mehmetçikler çocuğun acıklı halini görünce yerlerinde duramadılar. Kamyondan aşağıya atladılar. Ellerindeki kumanya kutularını çocuğun yanına yığdılar. Dalgın Koreli çocuk bu şefkatli insanların hareketleriyle alâkadar olmaya başladı. Eğildi, bir kumanya kutusu aldı. Kül haline gelmiş evinin temeli yanındaki kovuğa ayakları titreyerek götürdü. Mehmetçikler verdikleri kumanya kutularını çocuğun götürdüğü yere taşıdılar. Mehmetçiklerin bu hareketi çocuğun yüzündeki ızdırabın çizgilerini yok etti. Mehmetçiklerden biri yerdeki kumanya kutusunu açtı. İçinden çıkardığı kumanyayı çocuğa uzattı. Çocuk uzatılan şeyi aldı. Evvela bu neymiş gibi dik dik baktı. Sonra yavaş yavaş ağzına götürdü. Elindeki kumanyayı bitirdi. Uzatılan ikinci kumanyayı da aldı. Fakat ağzına götürmüştü ki hüngür hüngür ağlamaya başladı. Mehmetçikler ağlayan çocuğu şefkatli elleriyle okşadılar. Çocuk bu şefkatli ellerin tesiriyle olsa gerek ki gözlerinden akan yaşları sildi. Bu sırada kamyonlar hareket etmeye başlamıştı. Mehmetçikler ve Tğm. Ali Çelen son olarak şefkatli ellerle çocuğu okşadılar ve kamyona bindiler. Kamyonlar hareket edinceye kadar hiç konuşmayan yalnız düşünen çocuk, kuzeyi elleriyle göstererek:
-Çaynis komünist, çaynis komünist, diye bağırıyor ve elleriyle onları kesin şeklinde hareketler yapıyordu. Bu hareketlerden sonra elleriyle Mehmetçikleri selâmlıyordu.
 Bütün cephede yeni baştan taarruza başlamıştık. Yine bizim 10. bölüğe 109 rakımlı tepe düşmüştü. Mehmetçikler aynı şevk ve heyecanla düşman mevzilerine 100 ile 150 metre yaklaşmıştı. Kahraman topçumuz ve Mehmetçiğin maharetle kullandığı silahlar düşman üzerine ölüm ateşi yağdırmaya başladı. Biraz evvel yanımızda düşman mermilerinin kaldırdığı tozlar kaybolmuş, mermi sesleri gittikçe yukarıya doğru uzaklaşıyordu. Mehmetçik dünyaya ün salan süngüsünü tüfeklerine taktı, yayda gerilen ok gibi düşman mevzilerine atılmak için hazır. Topçu ateşini kaydırdı. İleri emri tekrar edildi. Allah Allah sesleri gürledi.
7/12/2009
 Atalarımız, kanlarımız dedelerimiz babalarımızın mezarlarını bulunduğu Kore / Busan Türk şehitliğinde ki yakınlarınızın mezar taşlarını görmek istiyorsanız; tıklamanız yeterlidir.
Üsteğmen Rüştü Ürer: Türk Ordusu'ndan Üsteğmen Rüştü Ürer, 28 ve 29 Mayıs 1953 tarihlerinde, Kore'nin Sanggorangp'o bölgesinde, Birleşmiş Milletler'in silahlı düşmanlarına karşı yürütülen operasyon esnasında gösterdiği sıradışı kahramanlıktan dolayı Üstün Hizmet Haçı ile ödüllendirilmiştir. Üsteğmen Ürer komutasındaki birlik, Carson İleri Karakolu'nu savunurken, 1 tabur kuvvetinde bir düşman kuvvetinin saldırısına uğramıştır. Üsteğmen Ürer, yaralanana kadar, yoğun topçu ve havan ateşine rağmen, mevzileri tek tek gezerek adamlarını cesaretlendirmiş ve ateşi yönlendirmiştir. Can güvenliğini hiçe sayan Üsteğmen Ürer, tahliye edilmeyi reddetmiş ve adamlarını kahramanca bir karşı taarruza kaldrımıştır. Bu karşı taarruzla düşman bulunduğu mevziden sökülerek atılmış ve mevziyi savunan 17 düşmandan, 16 tanesi öldürülmüştür. Bu küçük karakol tamamen sarılmış olmasına ve kendinden sayıca çok üstün olan düşmanın ardı ardına yaptığı taarruzlarına rağmen, kendinden kat be kat üstün olan düşman kuvvetleri tarafından imha edilene kadar, tam 2 saat boyunca direnmiştir. Teğmen Ürer, kendi mevzisinden savaşmaya devam etmiş ancak, düşmanın attığı el bombaları ile ölmüştür. Department of the Army: General Orders No. 17 (March 8, 1954) Yüzbaşı Şinasi Sükan: Türk Ordusu'ndan Yüzbaşı Şinasi Sükan, 29 Mayıs 1953 tarihinde, Kore'nin Sanggorangp'o bölgesinde, Birleşmiş Milletler'in silahlı düşmanlarına karşı yürütülen operasyon esnasında gösterdiği sıradışı kahramanlıktan dolayı Üstün Hizmet Haçı ile ödüllendirilmiştir. Yüzbaşı Sükan, ağır düşman taarruzu altında bulunan Carson İleri Karakolu'na takviye olarak gönderilen, kendi bölüğüne bağlı bir müfrezeye gönüllü olarak komuta etmiştir. Carson ve Elko İleri Karakolları'nın ikisinin birden kuşatıldığı haberini alınca, başarılı bir karşı taarruz başlatarak, düşman hattını yarmış ve Elko Karakolu'nu tekrar ele geçirmiştir. Adamlarını hemen savunma için mevzilendirmiş ve onlara ne pahasına olursa olsun mevzilerini korumaları gerektiğini söylemiştir. Bir carbine (M-1 Carbine) tüfeği ve bir miktar el bombası alarak, karakolun açıkta kalan bölgesine çıkmıştır. Düşmanın yoğun topçu ve havan ateşine rağmen, tüm mevzileri tek tek dolaşmış, adamlarını cesaretlendirmiş, ateşi yönetmiş ve el bombaları dahil, eline geçen herşeyle düşmana saldırmıştır. Bu esnada sadece kendisi, yaklaşık 75 düşman askeri öldürmüştür. 16 saat süren muharebe esnasında, yaralanmasına rağmen, tahliye edilmeyi reddetmiştir.Department of the Army: General Orders No. 43 (May 29, 1953) Çavuş Mehmet Ergin: Türk Ordusu'ndan Çavuş Mehmet Ergin, 28 ve 29 Mayıs 1953 tarihlerinde, Kore'nin Sanggorangp'o bölgesinde, Birleşmiş Milletler'in silahlı düşmanlarına karşı yürütülen operasyon esnasında gösterdiği sıradışı kahramanlıktan dolayı Üstün Hizmet Haçı ile ödüllendirilmiştir. Çavuş Ergin'in birliği Vegas İleri Karakolu'nda ağır düşman taarruzu altındaki birlikleri takviye etmek üzere, bölgeye gönderilmiştir. Bölgeye vardıklarında, dost kuvvetlerin güçlerinin tükenmiş olduğunu ve bölgenin bir kısmının düşmanın eline geçmiş olduğunu görmüştür. Adamlarını kısa sürede düzene sokmuş ve ağır top, havan ve tüfek ateşine rağmen, kahramanca bir karşı taarruz başlatmış ve düşmanı bulunduğu mevzilerden sökerek, bir kaç yüz metre geriye atmıştır. Düşman, bu yeni mevzilere karşı bir karşı taarruz başlatınca, bu karşı taarruzu başarıyla karşılayarak, düşmanı durdurmuş ve geri çekilmeye zorlamıştır. Yoğun topçu ve havan ateşi altında, kendi canını hiçe sayarak, adamlarının bulunduğu mevzileri tek tek dolaşmış ve onları cesaretlendirmiştir. Daha sonra, el bombaları ve elindeki silahlarla, adamlarına yeni bir karşı taarruzda öncülük etmiş ve düşmanı ilk baştaki mevzilerine kadar sürmüştür. Onun bu yaptıkları sonucu, düşman çok ağır kayıplar vermiş ve dost birlikler tekrar bu önemli karakolun kontrolünü ele geçirmiştir.Department of the Army: General Orders No. 43 (June 24, 1955) Şehit Cevat Alan “Düşman sabaha kadar ufak tefek keşif taarruzu yaptıysa da bir netice alamadı. Güneş doğarken düşman ormanlar içine doğru geriye çekildi. Tb. Emir Subayı Yzb. Memduh BUDAK zayiat raporu istemişti. Tekmil alıyordum. 1. takımdan Çermikli Cevat Alan yok dediler. Şehit olduğunu gören de yoktu. Bu er takım geriye çekilirken hiçbir zaman geriye kaçmazdı.
Çünkü bu kahramanlar kahramanı asil Türk çocuğu yapılan bütün süngü muharebelerinde en ileride bulunmuş, insanlık hak ve hürriyetinin bir fedaisi gibi ileriye atılmış ve hiçbir zaman vazifesinde en ufak bir ihmali dahi görülmemiştir. -Tekrar arayın, Diye emir verdim. -Çermikli Cevat Alan yok. -Çermikli Cevat Alan yok, diye bildiriyorlardı. Takım çekilirken muhakkak ki Cevat Alan çekilmemiştir, neticesine vardım. Geceleyin muharebe icabı birinci takımın düşmana bıraktığı tepeyi mukabil taarruzla almaya karar verdim. ( 10. Bölüğü ilk teslim aldığımda Mehmetçiklerden istediğim bazı niteliklerden biri de şuydu: Durum icabı düşman tarafında bir erimiz yaralanabilir veyahut düşman tarafındaki mevzide kalabilir. Bu an erimizin kurtulması için bütün bölük taarruz edip icap ederse ölecek fakat müşkül duruma giren kurtarılacaktır. Bunu Türk vatanseverliğinin şerefi olarak sizlerden istiyorum, isteyeceğim. ), demiştim. İşte şimdi meydanda olmayan bir kahramanımızın kurtulması icap ediyordu. Bu er muhakkak ki akşamki mevzideydi. Emrimde bulunan subay, astsubay, çavuş, onbaşı ve erlerimin kabiliyet ve hususiyetlerini çok yakından ilgilenerek öğrenmiştim.
Kararımı Tabur Komutanına bildirdim. Tabur Komutanı,
-Taarruzunu topçu taburuyla destekleyelim.
-Zaman kaybedemem. Mermim noksanlaşmıştır. Fakat Mehmetçiğin süngüsüne güveniyorum.
Kati kararımı anlayan Tabur Komutanı Lütfü Bilgin, 2 km . gerimizde vadide bulunan tanklara emir vermiş. Tanklar sağ gerimizde mevzie girerek ateş desteğine başladı. Geceleyin durum icabı terk edilen tepe Mehmetçiğin büyük imanıyla hiç zayiatsız zapt edildi. Tepede Cevat Alan’ı mevziinde kanlar içinde bulduk. Cevat Alan’ın karanlıktan istifade ederek, sol bacağını kesmişler. Yaptıkları mezalim yetmiyormuş gibi kalçasını taşla ezmişler. Bunu da az görmüşler. Yüzünün muhtelif yerlerine süngü sokmuşlar. Çermikli Cevat Alan’ın makineli tabancasını kırıp yanına atmışlar. Fakat 10. Bölüğün büyük kahramanı Cevat Alan hâlâ yaşıyordu. Yavaş yavaş nefes alıyordu. Gözleri düşman tarafına dönüktü. Yattığı mevziin içindeki karlar akan kanlarıyla kırmızılaşmış, beyaz kırmızı şanlı bayrağımızın rengi birbirine karışmıştı. Gözlerinin baktığı tarafa başımı çevirdiğim de önünde 22 komünist leşi yatıyordu. Kimisinin elinde bomba, atamamış. Kimisi bomba ile parça parça olmuş. 22 komünist leşini yere sermiş. Bütün çektiği ıstırapları yenerek bizi beklemiş.
Cevat Alan, aldığı yaraların ağırlığından yüzüne giren süngülerin ıstırabından konuşamadı. Fakat yaptığı büyük kahramanlığı karşısında komünizm mezalimi bir tablo halinde gözlerimin önünde duruyordu. Taburumuzun asil ve kahraman doktoru Yzb. Cemalettin Tanrıöver en ileri hatta bulunan Cevat Alan’ın mevziine geldi. İcap eden her türlü tedaviyi yapmak istedi. Fakat kahramanlar kahramanı Cevat Alan aziz şehitlerimiz arasına karıştı. Aziz şehidin naşı arkadaşlarının gözyaşları arasında şanlı bayrağımıza sarılı olarak geriye nakledildi. Pusan’daki azizler şehitliğine merasimle gömüldü. Yzb.Nazmi Özoğul Şehit Mehmet Gönenç 22/23 Nisan 1951 gecesi düşman genel taarruza geçmiş, 9. Bölüğün savunma bölgesinde topçu ileri gözetleme subayı olan Üsteğmen Mehmet Gönenç’ ten şu telsiz haberi alınmıştı:
- Düşman bulunduğumuz tepeyi işgal etti. Çok şehit verdik. Telsizcimiz de şehit oldu. Koordinatları veriyorum. Bataryalar ateş etsin
.Alay topçu irtibat subayı telsizle şu cevabı vermiştir.
- Verdiğin koordinatlar bulunduğun yerdir.
Topçu Üsteğmen Mehmet Gönenç’ in ise verdiği cevap şöyledir:
-Evet öyle; biz düşmana esir olmak istemiyoruz! Bizi onlara teslim etmeyin! Vasiyetimiz şu: Bizleri kendi ateşlerimizle şehit ediniz! Tekrar koordinatları veriyorum... Bütün bataryalar buraya ateş etsin! Dedi ve sesi kesildi.
Bu telsizi alan alay irtibat subayı Yüzbaşı Refik Soykut yüreğinden vurulmuş bir halde topçu taburunu güçlükle bulabildi. Topçu tabur karargâhında bu ölüm dileğinde bulunan Topçu Üsteğmen Mehmet Gönenç ‘in verdiği telsiz isteğini dinleyen, şu subaylardı: Tabur Komutanı Yarbay Tahsin Kurtay, yardımcısı Binbaşı Ahsen Saya, S-III Binbaşısı Lemsi Eralp ve 25. Tümen Topçu Taburunda irtibat subayı görevlisi Yüzbaşı Alaattin Haydaroğlu.
Bütün subaylar şaşkın şaşkın birbirlerinin yüzüne bakıyor hiçbirisi konuşmaya cesaret edemiyordu.
İleri gözcü subayı, bulunduğu yere bütün toplarıyla ateş açılmasını istiyordu.
Harp tarihinde bu olay ne görülmüş, ne de duyulmuş bir istekti.
Aralarında güçlükle yapılan durum muhakemesinden sonra topçu Üsteğmen kahraman Mehmet Gönenç ‘in vasiyetini yerine getirme kararı alındı. Gözyaşları içinde bütün toplar ateşe başlamıştı. Yalnız tugayımızın topçu taburu değil, tümenin bütün topçuları bildirilen koordinatlara ateş etmeye başlamıştı. Toplar gürlemiyor hıçkırıyordu sanki... 
5/12/2009
Kanuri Muharebelri
Bir aralık ormanın seyrek bir yerinden ileriye ve yanlara karşı dürbünle yaptığım gözetlemede düşmanın 550 rakımlı tepelerin batısındaki sıralı tepeleri de işgal etmekte olduklarını görmüştüm. Kuşatma yapan düşmanın en ileri kısımları tugay muharebe idare yerinin hizasında birliğimizi kuşatmak için tam müsait bir yere geldikleri anda yanlarından kuvvetini tahmin edemedikleri bizim takımın kendi yancıları ile çatışması onları kuşatmayı tamamlamaktan alıkoymuş ve sola çark edip açılıp yayılarak soldaki sıralı tepeleri işgale mecbur etmişti. Takımın yanında 536 markalı telsizden başka muharebe vasıtası olmadığından durumumuz hakkında ne üçüncü tabura ne de tugay komutanına rapor vermek fırsatı bulamamıştım.
Burada geçen iki saatlik zaman bir ömür kadar uzun sürmüş ve bu geçen müddet içinde gelmesini beklediğim taburdan da bir alâmet görülmemişti. Sık sık geriye doğru ıslık çalarak işaret veriyor fakat hiç cevap alamıyordum. Bir aralık geriden üçüncü tabur komutanı Binbaşı Lütfü Bilgin durumumuzdan endişeye düşmüş olmalı ki kendi taburunun hareket subayı Yzb. Zeynel Kartal'ı dokuzuncu bölüğün silah takımından iki bazuka ve bir A. 4 makineli tüfeği ile birlikte bizi takviye maksadıyla emrime göndermişti. Bu küçücük kuvvetin yanımıza gelişleri bize çok büyük manevî bir kuvvet vermiş ve Yzb.Zeynel Kartal'ın --"Albayım hücum edelim" diye heyecanlı teklifi benim taarruz ruhumu kamçılamış ve takımın taarruza kaldırılması kararını vermeme başlıca amil olmuştu.
Bulunduğumuz yerden 150 metre kadar ilerideki 550 rakımlı tepeyi ele geçirdiğimiz takdirde düşmanın büyük kısmının geçtiği yol görülecek ve bu tepeyi tutmakla oldukça ferahlayacaktık. Bu maksatla takımı taarruz için tertiplerken 550 rakımlı tepenin batıya doğru uzanan sırtlarından ve tahminen bulunduğumuz yerden iki km uzaktan şiddetli makineli tüfek sesleri gelmeye başlamıştı. Dürbünümle o istikameti gözlediğimde sıralı tepeleri tutan düşmana bizden bir bölüğün yayılmış olarak taarruz etmekte olduğunu görmüştüm. Bu bölük emrime girmek üzere gelen 2. taburun 5. bölüğü idi. 2. tabur bulunduğumuz tepelere doğru yaklaşırken soldaki tepelerden ateşe maruz kalmış ve yanını emniyette bulundurmak için 5. bölüğünü bu tepelere taarruza memur etmişti. Biraz sonra taburu aramak maksadıyla geriye doğru tekrar çaldığım ıslık sesi üzerine geriden düdükle mukabele edilince yerimden fırlayarak taburun geldiği istikamete doğru koşarken taburun ilerisinde bölüğü ile birlikte ilerleyen 6. KI. K. Yzb. Beşir Günay'ın -- “albayım, albayım” diye bağırdığını duymuştum. Yzb. Beşir' i bu alaya tayininden evvel Çankırı'daki piyade okulundan tanıdığım için onun olduğunu sesinden anlamıştım. Geriden gelen bu ses takım eratının ve hepimizin maneviyatını yükseltmişti. Yzb. Beşir yanıma yaklaştığında düşman durumu hakkında açık bilgi vererek bölüğü ile taarruz edeceği hedefi göstermiş ve hemen solumuzda tertiplenmesini emretmiştim. Beşir Günay bölüğünü tertiplerken gerisindeki ormanlıklar içinde ateşe maruz kalmıştı. Bu ateşin geriden gelen kendi taburunun 7. bölüğü tarafından yanlışlıkla yapıldığını zannederek bu bölüğe ateş kestirilmesi istenmişti. Yapılan incelemede 6. bölüğün gerisinden ateş edenlerin orman içinde gizlenmiş düşman olduğu anlaşılmış ve 7. bölük de bu düşmanı temizlemeye memur edilmişti.
Bölüğün gerisinin düşmandan temizlenmesi işi 6. bölüğün taarruz için acele tertiplenmesine engel olmuş ve o sırada karargâh ile birlikte yanıma gelmiş olan 2. tabur komutanı Bnb. Muktat Uluünlü'ye düşman durumu hakkında gereken bilgiyi verdikten sonra taburun taarruz edeceği hedefi göstererek süratle taarruza geçmesini ve 550 rakımlı tepeyi ele geçirmesini emretmiştim. Bnb. Muktat’ın 6. bölük komutanının yanına giderek taarruzu tertiplemeye çalışması o an için bana çok uzun bir zaman gibi gelmişti. Haddi zatında 20dakikalık bir vakit dahi geçmemişti. Ancak vakit geçtikçe düşman kuvvetlenmede ve tepelerden sökülüp atılması zorlaşmaktaydı. Soldaki sırtlara taarruz etmekte olan 5. bölüğün de taarruzu düşmanın şiddetli hücumu karşısında duraklamıştı. Tepelerde görülen düşman kaynaşmalarından taarruz için hazırlandıkları anlaşılmaktaydı.
Türk tugayının toptan imhasını hedef tutarak düşmanın tamamlamak üzere olduğu bu ölüm çemberini parçalamak ve tugayı bu en tehlikeli durumdan kurtarmak için vakit geçirmeden süratle düşman üzerine atılarak derinliklerine saldırmak ve onun tertiplerini bozmak lazımdı. Bundan başka kurtuluş çaresi yoktu. Bu mülâhazayla sabrımın tükenmiş olmasından kendimi zapt edememiş ve Mehmetçiğin mevcut cesaretine cesaret katmak için bulunduğum yerden bir ok gibi fırlayarak 6. bölüğün tertiplediği yere varmış ve ALLAH ALLAH sedaları göklere yükselten bir kükreyişle hep beraber hücuma kalkmıştık. Hiç duraklamadan önümüzde rastladıklarımızı süngüleyerek 550 rakımlı tepeye varıncaya kadar bize saldırmaya yeltenenler ezilmiş ve kaçanlar kendilerini sık ormanlar içine atarak kurtulabilmişlerdi.
550 rakımlı tepenin yüksek noktaları oldukça çıplaktı. Hücum sırasında tepemizde dolaşan Amerikan uçakları hâlâ dost ve düşmanı ayırt edemediklerinden bu ana kadar hiç bir yardımda bulunamamışlardı. 550 rakımlı tepelerde süngülerimizin parladığını gören Amerikalı pilotlar kendiliklerinden bunların Türk ve karşıdakilerin de düşman olduklarına karar vererek orman içinde ve yol boyunda gördükleri düşmanın büyük kısmına bomba ve makineli tüfek ateşleriyle saldırarak bir hayli hırpalamışlar ve işlerini bitirdikten sonra kanat sallamak suretiyle zaferlerimizi tebrik ederek ayrılmışlardı.
Türk süngüsü burada da iki dost v müttefik birlik mensupları arasında bir anlaşma sembolü olmuştu.
Türkler süngü hücumu yapıyorlar diyerek filo komutanlarının meydana dönmeden 9. Amerikan kolordu komutanına telsizle verdiği rapor 550 rakımlı tepeye yapılan ilk süngü hücumumuza aittir.
Uçaklar ayrıldıktan sonra gelen topçu irtibat subayı ve havan bölüğü ile düşman, topçu ve havan mermileri ve makineli tüfek ateşleri altına alınarak burada da 2. taburla bir savunma cephesi teşekkül etmiş ve düşman tamamen kuşatıcı taarruzdan vazgeçerek taarruzunu 2. tabura tevcih etmeye mecbur edilmişti.
Bu muharebe birliklerimizi teşkil eden ve hayatında muharebe yüzü görmeyen genç neslin ilk savaşıdır.
Birkaç günden beri uykusuzluk, yorgunluk ve dondurucu bir soğuğun tesiri altında olmasına rağmen birliğimiz metanet ve tahammülünden bir şey kaybetmemiş, ilk silah sesleri herkese taze bir dirilik vermiş, savaş şevklerini ateşlemişti. ”
Muharebe arazisi çam ormanları ile örtülü sık ve derin yarıklarla kesik, bazı yerlerde ise bir manganın erleri arasında bile irtibat kurmayı ve anlaşmayı engelleyen zorluklarla doludur.
Telefon irtibatları ileri geri gidiş ve gelişler yüzünden, arada bir kesilir. O zamanın zayıf telsizleri ile muhabere imkânları oldukça güçtür.
Tugay karargâhındaki subayların çoğu savaşın yakından takip etmek ve bilgi vermek üzere birinci hat bölüklerinin yanlarına gönderilirler.
O zamana kadar kolordunun ikinci emrinden başka durum ve vazife hakkında bir emir ve haber yoktur. Bu hâl çok üzücüdür. Tugay âdeta unutulmuş, kaderiyle baş başa bırakılmış, buda itimatsızlık yaratmıştır. İkmal ve boşaltma vazifeleriyle Kunuri bölgesine gidip gelen subaylar vasıtasıyla kolordunun durumu öğrenilmeye çalışılmaktadır.
O bilgilerden bütün ordunun çekilmekte 27 Kasım'dan itibaren geri teşkillerin, güneye doğru harekette, bazı muharip Amerikan birliklerinin de kuzeyden Kunuri bölgesine gelmekte oldukları 2. Amerikan tümen karargâhının Kunuri'nin 15 km . kadar güneyinde Sunchon boğazına intikal ettiği, kolordunun birliklerinin fazla zayiata uğradıklarını öğrenilmiş ve bu durum hakkında sisli de olsa bir fikir edinilmiştir.
Amerikan irtibat heyeti başkanı Albay Gumby bu durumda şahsen ileriyi görmek ve kolorduya rapor vermek maksadıyla cipine binerek en ön hatta sokulmuş, fakat yol üzerinde bizden kimseyi göremeyince bunlar daha ilerdedir diyerekten arabasını daha da ileri sürmüş, bu sırada yol yakınlarına gizlenmiş olan erlerimiz seslenmiş fakat onları duyamamış, Albayın yaklaştığını gören düşman ateş etmeksizin albayın iyice yaklaşmasını bekledikten sonra, albayın yanına yaklaşan üç beş düşman askeri albaya teslim olmasını söylemişlerse de albay kendini yakınlarda bulunan bir hendeğe atmış, ateş etmeye başlamış, şoför arabasını uzaklaştırarak karargâha gelerek albaya yardım istemiş. Bu haber üzerine tank takımı ileri sürülmüş, irtibat heyetinden Bnb. Munson 'da bu takıma katılmış. Bunlar albayın bulunduğu yere ulaşıncaya kadar, tugayca 10. bölüğe irtibat ve gözetleme için gönderilmiş olan Hava Üst. Muzaffer Erdönmez albayın düştüğü tehlikeli durumu görünce, bir sıçrayışla yakınına yaklaşmış bir kaç düşman tepeledikten sonra etraftan ateş yardımıyla esir düşme tehlikesini atlatmış, fakat ateş altında olan hendekten sağ salim kurtulma imkânı bulamamıştır.
General Yazıcı’ya göre, Türk kuvvetleri içinde vazifeli bir yabancıyı pahalıya da mal olsa kurtarmak Türk’ün şerefi iltizamındandı.
Tanklarla beraber 3. bölük kısa hedefli bir taarruza sevk edilir. Düşmanın barınıp tutunduğu hatta ve bu hattın ilerisinde, gerisinde mevcut birkaç binaya başlayan tank topu ateşiyle binalarda yangın başlar ve içlerine sinmiş bir bölük kadar düşman meydana çıkar. Havan ateşleri altında bunların üzerlerine saldıran 3. bölüğün ateş ve süngüsü ALLAH ALLAH sesleri arasında tankların sürekli atışları neticesinde düşman yerini terk etmiş, kaçarken ağır kayıplara uğramıştır. İşte Amerikalı albay bu sayede kurtulmuş ve aynı zamanda 3. tabur cephesi bir zaman için ferahlamıştır.
Albay sağ kurtulurken arkadaşı Bnb. Munson ağır yaralı olarak geri döner.
İrtibat subaylarının ağızdan getirdiği emirden ve beraberindeki haritadan dost ve düşman kuvvetlerinin muharebe durumları ile 2. Amerikan tümeninin sağ kanadının nerede bulunduğu anlaşılamaz. 9. kolordu ile telli ve telsiz hiçbir bağlantı kurulamaz. 9. Amerikan kolordusunun sağındaki 2. Amerikan tümeni, 26 Kasım 1950 sabahı Chonghon nehrinin batı ve doğusundan kominist Çin ordusunun büyük karşı taarruzuna uğrar. Soldaki 9. alay, adı geçen nehrin doğusuna atılır. Ortadaki 23. ve sağdaki 38. alaylar da üstün düşman baskısı altında güneye çekilmek zorunda kalır.
28–29 Kasım 1950 akşamı 2. tümen 998 rakımlı tepe ile Chonghon nehri arasında bulunmaktadır. Buna göre 2. tümenin sağ kanadındaki 38. piyade alayının da 998 rakımlı tepe hizalarında olması gerekiyordu.
Akşama doğru 2. tabur bölgesinde 5. ve 6. bölüklerin arası açıldığından buraya ihtiyatta bulunan 7. bölükten bir takım sürülür. 2. ve 3. piyade taburlarının arasıda fazlaca açılmıştır. Aynı zamanda düşmanın yanlardan geriye sarkma hareketleri büsbütün önlenemeyecek duruma gelmiştir.
Albay Celal Dora bu durumda 2. taburun gece karanlığında sarp ormanlık arazi içinde kalmasını tehlikeli bulduğundan karanlık başlarken, bu taburla havan bölüğüne 7. bölüğün himayesinde, 500 m . kadar gerideki sırtlara çekilmelerini emreder. 5. ve 7. bölükler arasındaki dereyi kapamak için 2. taburun keşif takımı ( iki manga kadar ) buraya sürülür. 2. ve 3. taburla havan bölüğünden kurulu Celal Dora grubu ile tugay komutanının yeri arasında telli ve telsiz bağlantısı yoktur.
Bu nedenle Albay Dora yaklaşık saat 14. 00 ile 14. 30 arasında Songjong'un kuzey batısında bulunan generalin yanına gider ve durumu bizzat anlatır.
Albaya göre tugay, düşmanın üstün sayıdaki kuvvetlerinin devamlı şekilde yanlara taşarak birliklerimizin gerilerini kesmek için yapmakta olduğu kuşatmalar yüzünden tehlikeli bir durumdadır. Birliklerimizi sarılma ve yok olma tehlikesinden kurtarmak için bunların daha geriye çekilmesi gereklidir. Zaten tugay bugün ki oyalama görevini tamamıyla yapmıştır.
Geri çekilmek hususunda Albayın önerisini uygun bulan tugay komutanı durumu şöyle düşünmüştür; “ iki tümenden az olmayan bir düşman kuvveti tugaya cepheden ve yanlardan baskı yapmakla beraber daha büyük düşman kuvvetleri uzak yanlarda gerilere sarkmaktadır. Ayrıca Chong-myon bölgesi, görüş ve hareket alanları pek sınırlı olan ormanlık, sarp ve yüksek dağlarla çevrilmiş dar ve çetin bir vadi olduğundan tugay 9. kolordusunun yan ve gerilerini korumak görevini daha elverişli olduğu düşünülen Sinnim-ni bölgesinde yapmağa devam edebilir. Aynı zamanda, Chong-myon bölgesinde düşmanın daha fazla ayaklanamayacağından, muhabereyi keserek daha batıdaki bölgeye çekilmek ve orada savunma zorunluluğu vardır. ”
Akşam olmak üzeredir. Düşmanın gece için bazı hazırlıklar yaptığı keşif ve gözetlemelerden anlaşılır. Bu durumdan istifade edilerek ve muharebe vasıtalarının iyi işlemediği düşünülerek kısmen telefonla kısmen karargâh subayları ile taburlara çekilme emri gönderilir ve taburlar muhabere durumlarını muhafaza ederek hazırlıklara başlar.
Plana göre çekilme 2. taburdan başlayarak, bunu 3. tabur takip edecek, en arkaya 1. tabur kalacak. Bu taburun 1. bölüğü artçılık vazifesini yapacak.
Topçu taburu 1. tabur çekilmeye başlayıncaya kadar bir bataryayla mevzide kalarak ateşe devam edecek, geri kalanıyla da piyade taburları arasındaki boşluktan faydalanarak yeni mevzilerine çekilecek.
Chong-myon Muzonyon 'da kurulacak bir kontrol noktasından birliklerin geçişleri ve düzenleri gözden geçirilecektir. Karanlık basıncaya kadar, düşmana gece de o mevzide kalacak hissi verilecek, bazı tedbirlerin alınmasından ve karanlık iyice çöktükten sonra birlikler verilen emir dâhilinde kademe mevzilerini bırakarak çekilmeye başlayacak.
Kontrol noktasından sessiz ve dikkatlice geçirlirken, dağdan farlarını bir yakıp bir söndüren bazı motorlu vasıtaların inmekte oldukları görülür. Bu sırada düşman tarafından yer yer ormanlar tutuşturulmakta, göklere yükselen alevler her yeri aydınlatmaktadır. Ayrıca sağdaki tepelerin muhtelif yerlerinden elektrik fenerleri ile dalgalar halinde sağ tarafa ve gerilere sarkan düşman kuvvetleri görülür ve boru sesleri ile karışık acayip sesler çıkarttıkları duyulur. Dağdaki 3. takım komutanı teğmen Kâzım Tarhan düşmanın kendi takımına 30- 40 m . kadar sokulduklarını ve birçoklarının da gerilerine kaydığını bildirir.
Düşman kuvvetlerinin çekilen birliklerimizin gerisinden hızla ilerledikleri görülür. Bazen hafif de olsa sesleri duyulur. Büyük bir soğukkanlılık ve sükûnetle bu düşmanın içinden geçerken, ses çıkarmamak için birçok er ayakkabılarını çıkarıp ellerine almış ve süngülerinin parlamaması için de eldivenlerini süngülerine geçirmişlerdir.
Düşman gerillacıları ellerine geçirdikleri esir ve şehitlerimizin elbise ve teçhizatlarını giyerek Türk eri kıyafetinde yürüyüş kolları arasına katılmış ve yürüyüş kollarını dağıtmak için çeşitli hilelere başvurmuşlardır.
Saat 21. 00’de 2. ve3. Taburlar peyderpey yeni mevziiye gelirler. 2. tabur kısa bir toparlanmadan sonra şosenin kuzeyindeki mevzi kısmını işgal eder. Çetin bir günün sonunda yorgun düşen 3. tabur, biraz dinlensin diye ihtiyata alınır.
Üzüntülü, yorucu, fakat başarılı geçen 28 Kasım günü böylece bitirmiş, 29 Kasım gününün ilk saatine sükunetle girilmiştir. Bu ilk muharebe gününde düşmanın ağır zayiatına mukabil, bizim zayiatımız keşif kıtası zayiatıyla beraber yüz elli kadardır. O geceden itibaren tugay kolordunun emrinden çıkarılarak 2. tümen emrine verilmiştir. Bu tümenden tek bir emir alınamamış, yapılan bir iki teklife dahi cevap verilememiştir. Tugay en sıkışık gününde 29 Kasım günü yardımsız, kendi başına bırakılmıştır. Bu durum tugayda derin bir teessür ve itimatsızlık yaratmış ve bunun acı tesir ve hatırası hayli devam etmiştir. Tümenin bu ilgisizliği bize çok şeylere mal olmuştu
|
| |
|
|
| Son Yazılarım |
|
|
Destekleyenler |
|
|
| Bağlantılarım |
|
|
|