Google

Sitetistik

Zirve100 En iyi
Menü
  • Ana Sayfa
  • Profilim
  • Arşiv
  • Kategorilerim
  • 17 Agustos Depremi
  • Ask a Dair Hersey
  • Basindan secmeler
  • Bilgisayar Programlari
  • Bilim ve Tekneloji
  • Bunlari Biliyormusunuz
  • Ciddi ve Duzeyli Yazilar
  • Cocuk Resimleri
  • CİDDE
  • Dijital Resimler
  • Edebiyat
  • Fikralar
  • Foto ve Fotoshop Resimler
  • Gif Resimler
  • ilginc haberler
  • ilginc vedeolar
  • itiraflar
  • Kanlica Mezarlik Sakinleri
  • Kanlica Resimleri
  • Kanlicadan İnsan Manzaralari
  • Karikaturler
  • Kurban Nasil Kesilir
  • kuresel isinma
  • MEKKE
  • Memleket Videolari
  • Mizahi Yazilar
  • Oyunlar
  • Pratik Bilgiler
  • Ressamlardan Muhtesem Resimler
  • Saglik
  • Sigara
  • Siyasi Karikaturler
  • Suudi Arabia Jeddah Cidde İnsan İnsaat vb.Manzaraları
  • Tarih
  • Yazılarım
    İstatistikler
    Görsel

    17/8/2009

    17 Ağustos depreminin en trajik olayı


    17 Ağustos depreminin en trajik olayı
    Prof. Osman ÖZSOY
    17 Ağustos depreminin ardından afet bölgesinde kapsamlı bir saha çalışmamız oldu.
    Enkaz altından günler sonra kurtulan çok sayıda depremzede ile tek tek görüştüm.
    Bir bölümünü ‘Depremde Mucizevi Kurtuluşlar’ adıyla kitaplaştırdığımız çalışmamız
    sırasında beni en çok etkileyen deprem anında yaşananlardan daha çok,
    deprem sonrası yaşanan trajik bir olay oldu.
    Tüm dünyada ciddi bir doğal afete uğramış olanların ortak bir davranış biçimi vardır.
    Gelecek günler için kendilerini yeterince güvende hissetmediklerinden,
    temin edebildikleri her türlü işe yaraması muhtemel nesneyi elleri altında
    bulundurmak isterler. Çünkü yaşama tutunmak için temel bazı ihtiyaçlarını
    karşılamak zorundadırlar. Bunlar arasında yeme-içme, barınma
    ve ısınma en başta gelir.

    Yalava Çitflikköy’de oturan, depremde canlarını kurtarmalarına rağmen
    ev barklarını kaybeden ve sokakta kalan bir ailenin yaşadığı trajik olay
    gerçekten yürek sızlatıcıdır.
    Depremde hasar görmeyen küçük kamyonetinin arkasına 3 çocuğunu bindiren
    bir baba, yol kenarında gördüğü eski bir araç lastiğini giderek soğuk geçen
    Ağustos akşamlarında gerektiğinde yakarak etrafında çoluk çocuk oturmak
    için kamyonetin arkasına attığında, az sonra yaşanacak trajik olaydan
    elbette habersizdir.
    Lastiği aracın arkasına çocukların yanına koyduktan sonra yoluna devam
    eden baba, yolda çocukların giderek yükselen sesini duysa da, yavaş gittiğinden
    ve seyahat engeli oluşturan bir risk görmediğinden yoluna devam eder.
    Gidecekleri yere vardıklarında ve çocuklarını araçtan indirmek için yanlarına
    gittiğinde, çocukların araç kasasında yere uzandıklarını görür.
    Daha ne olduğunu anlamadan kasanın bir köşesinde bir yılan dikkatini çeker.
    Çocukların yılan tarafından zehirlendiğini anlayıp hastaneye koştursa da artık
    çok geçtir. Aracın arkasına attığı lastiğin içine kıvrılarak saklanan bir yılanın
    çocukları sokarak zehirlediği anlaşılır.

    Bu trajik olayı dinlediğimde uzun zaman etkisinden kurtulamamıştım.
    Öylece gömüldüler...

    Hangi birini anlatalım.
    Abdülrezzak Kürani ve Halime Kürani birbirini çok seven karı kocadır.
    Deprem tüm şiddeti ile evlerini sarsmaya başladığında birbirlerine sımsıkı sarılarak
    son nefeslerini verdikleri ancak enkaz altındaki cesetlerine ulaşılınca anlaşılabildi.
    Birbirlerine öylesine sarılmışlardı ki, ölülerini kimse ayıramadı. Kolları birbirine iyice
    kenetlenmişti. Ayırmak için koparmak gerekiyordu. Baktılar ki olmayacak,
    ayrı ayrı tabuta da koyamayacaklar karı kocayı, Abdülrezzak ve Halime Kürani'yi
    birlikte verdiler toprağa...

    Ölmeden önceki son saniyelerini nasıl geçirdikleri, o dehşet anında neler yaşadıkları,
    neler çektiklerini bilemiyoruz. Bilinen birşey varsa, onların ölümden sonra bile
    birbirinden ayrılmadığı...

    Deprem anında yaşananlara ilişkin dinlediklerim arasında,
    “o sırada evli olduğum,
    çoluk çocuğum bile aklıma gelmedi, kendimi evden dışarı attım”
    diyen çok sayıda
    insanla karşılaşınca, Kürani Ailesi’nin birbirlerine sımsıkı sarılmış olarak son nefesini
    vermiş olmaları daha bir anlam kazanmaktadır.
    O gece hakikaten dehşet gecesiydi. 17 Ağustos depreminde Değirmendere’nin bir
    kısmı deniz dibine çöktü. Dalgıçlar yıllar sonra daldığında su altındaki otel, arabalar,
    enkazlar ve çınar ağacının olduğu gibi durduğu görüldü.

    Yazımızı konuyla bağlantılı farklı bir anekdot aktarak sonlandıralım.
    Ne isterseniz veririm...
    26 Aralık 2004’te meydana gelen, merkez üssü Endonezya’ya ait Sumatra adası
    olan 9 Richter ölçeğindeki deprem, geçtiğimiz yüzyılda yaşanmış en büyük tsunami
    felaketini ortaya çıkardı. Güney Asya'yı vuran deprem ve tsunami felaketiyle ilgili
    haberler arasında en çok ilgimi ne çekti biliyor musunuz? Deprem sonrası oluşan
    dev dalgalar,
    İtalya'nın Milan takımında oynayan ünlü futbolcu İnzaghi'nin,
    Maldiv adalarının Sri Lanka'ya en yakını olan Kihaadhuffaru Adası'nda kaldığı
    otele ulaşınca, ortalık birden ana baba gününe döner. Giderek yükselen sulardan
    korunmak için en yakınındaki palmiye ağacına tırmanmayı düşünen İnzaghi,
    --'Ne olur, bana bir merdiven bulun, ne isterseniz veririm' diye bağırır.
    Ama nafile. Herkes kendi can derdindedir ve İnzaghi'nin bir merdiven karşılığında
    vaat ettiği servet o an hiçbir anlam ifade etmemektedir.
    O gün orada yaşananlara tanık olan Kuşadalı
    Abdulgaffar Akay, bir başka İtalyan
    vatandaşının, en pahalısı
    20 bin dolar etmeyen bir tekne için 100 bin dolar
    vermeyi vaat ettiğini anlatır. Ama o da talebine karşılık bulamaz.
    Sahip olduğumuz dünyevi şeylerin bir hiç hükmünde olduğu kimi zaman
    son nefeste ancak anlayabiliyor.
    Bununla birlikte uzun yaşam arzusunun insanın doğasında olduğu da bir vakıa...
    Büyükler bu konuda,
    ‘vermek istemeseydi, isteme arzusunu da vermezdi’ diyerek,
    ölüm sonrası hayatın varlığına ve Allah’ın bu talepleri boşa çıkarmayacağına
    işaret ederler.
    Vakti saati gelince kimileri kısa, kimileri daha uzun yaşayarak terk ediyor bu alemi.
    Önemli olan, verimli bir yaşam sürdürebilmek ve yaşanılan ömrün hakkını verebilmektir.
    Ama gelin görün ki, deprem anında yaşanan travma büyük olsa da,
    17 Ağustos depreminden sonra
    “acaba ne olacak” telaşı ile başlangıçta haberlere
    olan ilgi artarken, iki hafta sonra tekrar
    Televole türü magazin programları reyting
    raporlarında ilk sıraya oturur.
    Akıldan yoksun tavukların bile deprem
    stresi ile uzun zaman yumurtlama
    verimlerinde ciddi düşüş olduğunun gözlendiği bir dünyada, insanoğlunun
    afetlerin ardından eski vurdumduymazlıklarına hızlı geri dönüşü de
    doğrusu merak konusudur.

    Nasrettin Hoca’nın dediği gibi herkesin ölümü kendisinin kıyameti olsa da,
    pek bir hoyratça yaşanıyor gibi bu hayatlar... Ne dersiniz... Hazır mıyız?
    Prof. Dr. Osman ÖZSOY – Haber7
    yazaramesaj@gmail.com

    14/1/2008

    17 AĞUSTOS 1999 DEPREMİ


    Kanlıca blogcuya hoşgeldiniz.

     

    17 AĞUSTOS 1999 DEPREMİ




    Tarih 17 ağustos 1999, saat 03, 02
    Hepside uykuda, Gölcük, Yalova, Sakarya, Kocaeli.

    Ol emri geldi o saat de HÜDA dan,
    Kırk beş saniyelik bir cevaptı istenilen arzdan.

    Yer yarıldı çıktı içinden korkunç bir hışıltı,
    Marmara denizin den o ne acayip bir ışıktı.


    Böylece on vilayette kurulmuştu can pazarı,
    Kimisinin canı kurtulmuştu gitmişti cananları.

    Göğe yükseliyordu acı ile yoğrulmuş feryatlar her enkazdan,
    Çaresiz başlar iki avuç arasında kıyameti suradan.

    Marmara denizi yarılmış, haşlanmıştı balıklar ısı ve gazdan,
    Gölcük sahili deniz olmuş, çıkmıştı artık kara olmaktan.

    Nice binalar ve çay bahçeleri, denizin altında olmuş enkazdan bir şehir.
    Ya RAB. Hikmetinden sual olunmaz, akşamın zenginleri olmuşlar sabaha fakir.

    Canları cananları, öylece uzanmış enkaz altın da yatıyor,
    Bu gün babalar ağlarken, analar ağıt yakıyor.

    Günler sonra kurtarılan küçük bir çocuk, kurtaranlar hemen su içirtmek istiyor.
    Çocuksa; “istemem amca, yaşlı bir amca yeşil bir bahçeye götürdü su içirdi” diyor.

    Bir diğeri;
    O saat de gece namazı kılmak için kalkıp abdest aldığımda,
    Bir de baktım ki boylu boyunca uzanmış yatıyorum, evimin balkonun da enkaz altında.
    Çok sesler duydum; “kurtarın bizi” diye bağıran, yattığım yerin hem altından hem üstünden.
    Anladım ki hepsi ölmüşlerdi, daha sonra hasıl olan sukünetten.

    Sol kolum kalmıştı kirişin altında, kıpırdayamaz bir vaziyette iken,
    Eda ettim sabah namazını gözlerimle, henüz abdest im varken.
    Hiç umudumu kesmedim hep ALLAH a tevekkül halindeyken,
    Çok seslendim kimseler duymadı ama;
    Çok şaşırmıştım garip bir aydınlık vardı, yedi katlı binanın enkazı üstümdeyken.
    Nice zaman sonra bana ulaştıklarında, elinde bir bıçakla yanıma geldi Hasan adında bir asker.
    Dedi; “korkma amca ALLAH bizimle, sen sadece yardımcı ol bana,kiriş altında kalan kolunu keserken.”
    Besmele ile kesti kolumu, hiç acı duymadım kavuştum feraha,
    Hamd ediyorum tek kol ilede olsa, kulluk edeceğim için ALLAH a.


    Bu şiirimi 17 ağustos 1999 depremini takip eden günlerde Orta s. s. Fatih Yapı Kooperatif inin bürosunda tamamen enkazdan kurtulanların ağzından bire bir ifadeleri olarak ilerki kuşaklara kayıt düşmek ve aktarmak amacıyla yazdım. Kesinlikle benim tarafımdan ilave bir söz veya olay yoktur. Yukarıda anlatılanlar yaşananların binde birine dahi tekabül etmemektedir. ALLAH bu millete bir daha böyle büyük acılar göstermesin. Amin.

    Dursun ERBASAN
    Made in Çalı
     
    GEL YORUM YAPMADIN
     
    Daha fazla .....
     

    Son Yazılarım
    • <%RecentEntryTitle%>
    Destekleyenler

    Bağlantılarım