Google

Sitetistik

Zirve100 En iyi
Menü
  • Ana Sayfa
  • Profilim
  • Arşiv
  • Kategorilerim
  • 17 Agustos Depremi
  • Ask a Dair Hersey
  • Basindan secmeler
  • Bilgisayar Programlari
  • Bilim ve Tekneloji
  • Bunlari Biliyormusunuz
  • Ciddi ve Duzeyli Yazilar
  • Cocuk Resimleri
  • CİDDE
  • Dijital Resimler
  • Edebiyat
  • Fikralar
  • Foto ve Fotoshop Resimler
  • Gif Resimler
  • ilginc haberler
  • ilginc vedeolar
  • itiraflar
  • Kanlica Mezarlik Sakinleri
  • Kanlica Resimleri
  • Kanlicadan İnsan Manzaralari
  • Karikaturler
  • Kurban Nasil Kesilir
  • kuresel isinma
  • MEKKE
  • Memleket Videolari
  • Mizahi Yazilar
  • Oyunlar
  • Pratik Bilgiler
  • Ressamlardan Muhtesem Resimler
  • Saglik
  • Sigara
  • Siyasi Karikaturler
  • Suudi Arabia Jeddah Cidde İnsan İnsaat vb.Manzaraları
  • Tarih
  • Yazılarım
    İstatistikler
    Görsel

    8/11/2009

    Kinkajular


    Kinkajular


    Rakunun, meyve ve çiçekle beslenen ve nadir
    olarak görülebilen bu akrabaları, Orta ve Güney Amerika'nın yağmur ormanı
    örtüsünün yükseklerinde yaşıyor.


    Ender değiller, ama zor bulunurlar. Roland Kays'in, Panama Kanalı
    yakınlarındaki Soberanía Ulusal Parkı'nda Potos flavus 'u incelemeye
    başladığında karşı karşıya geldiği ikilemdi bu. Kays, "Herkes onların yalnız
    yaşadığını düşünür, çünkü genelde tek başlarına bulunurlar"
    diye anlatıyor.

    Ancak geceleri ağaçların tepesinde gerçekte neler olup bittiğinden kimsenin
    haberi yoktu. Kinkajular yere nadiren iner ve tüm günü ağaç kovuklarında
    uyuyarak geçirir. Peki izleme amaçlı telsiz tasma onlara nasıl takılabilir?
    Kays, ağaçların içine tuzak yerleştirmek için bir sistem geliştirdi.
    İkinci sorun Kinkajuların tuzağa nasıl çekileceğiydi. Kinkajular, kafatası
    yapıları ve dişleri nedeniyle etobur olarak sınıflandırılır, Kays bu nedenle
    yem olarak tavuk kullandı. İlgilenen olmadı. Sahiplerinin içki dolaplarını
    talan eden evcil kinkajularla ilgili hikâyeler duyan Kays, şeftalili
    şnapsı denedi. Kinajular yine uzak durdular. Ardından Kays, bu ormanda
    yetişmeyen muzun onların ilgisini çekebileceğini düşündü.
    Kinkajular tuzağa düşmüştü.
    Kays'in bir bölümü National Geographic Society tarafından desteklenen
    araştırması bölgedeki kinkajuların neredeyse sadece meyveyle,
    özellikle de yabani incirle beslendiğini gösteriyor. Ek besin olarak uzun
    dilleriyle balsa çiçeğinin balözünü yalayıp yutuyorlar. "Ekolojik açıdan
    etobur değiller"
    diyen Kays, DNA ve telsizle izleme yoluyla olağandışı bir
    toplumsal yapıyı keşfetti. Genelde bir dişi, iki erkek, bir ergen ve bir de
    çocuktan oluşan aile birlikte uyuyor, birbirini temizliyor, ama çoğunlukla
    ayrı ayrı besleniyor. Çoğu memelinin aksine cinsel açıdan olgunluğa,
    yani yaklaşık iki buçuk yaşına ulaştığında yuvadan ayrılan dişi oluyor.
    Hâkimiyet babadan oğula geçiyor ve erkekler dişilerden daha sağlam
    bağlar kuruyor. "Bir keresinde bir incir ağacında birlikte oynayan bir
    baba oğul gördüm"
    diyor Kays. "Kuyruklarından asılmış, birbirlerinin
    kafasına vuruyorlardı."


    Flora Ziyafeti

    Panama yağmur ormanı örtüsünün yükseklerindeki Lotus adlı kinkaju,
    balsa çiçeğinin balözünden oluşan bir öğün için gezmeye çıkardığı
    yavrusuyla birlikte. Üç-dört aylık bu yavru yiyecek arayıp bulmayı henüz
    öğreniyor. Fotoğrafçı Mattias Klum bölgede meyvelerin, özellikle de yabani
    incirin başlıca besin olmasına karşın, kinkajuların kimi zaman taç yapraklarıyla
    birlikte çiçek parçalarını da çiğnediğini gözlemlemiş.

    Emin Ellerde
    New York Eyalet Müzesi'nden zoolog Roland Kays, Panama yağmur ormanında
    tuzağa düşen Lotus'u yatıştırıcı ilaç verdikten sonra parmakları sık kürküne
    gömülmüş halde dışarıya çıkarırken. "Yünden çok kadifeye yakın," diyen Kays,
    hayvanın postunun sudan korunmada kilit önem taşıdığı kanısında; bu kürk,
    kunduzların ve susamurlarının postunda da bulunan 'skualen' adlı bir yağlı
    maddeyle kaplı. Kinkaju ilacın etkisiyle sakince dururken, Kays bir telsiz tasma
    takıyor, vücudunda yara olup olmadığına bakıyor, dişlerini yokluyor ve genetik
    tahliller için kan alıyor. Bütün bunlar on yıllık bir çalışmanın parçası; şimdiye
    kadar yabanıl ortamda kinkajular üzerinde yürütülmüş en kapsamlı çalışma bu.
    Kays daha sonra ilacın etkisinin geçmesine ve güvenle ağaçlara dönmesine
    kadar Lotus'u iki saat kadar kafeste tutuyor.

    Hayat çizgileri
    Zihne çakılacak kadar insanımsı olan kinkaju pençesi benzer bir başparmaktan
    yoksun. Bu durum iş görmesini pek etkilemiyor. "Sizin bir elmayı tuttuğunuz
    gibi bir inciri tutabilirler,"
    diyor Roland Kays. "Bir şey yerken çoğu kez tek
    ellerini kullanırlar."
    Tırnakları ağaçlara tırmanmalarını, dolgun tabanları ise
    dallarda boylamasına ilerlemek için rahatça tutunmalarına sağlıyor. Ve de
    şunu belirtiyor Kays: "Ellerindeki kıvrımlı desenler onlara hayat çizgileri
    veriyor, tıpkı insanlarda olduğu gibi."



    Beslenme Aracı
    Yılanınkine andırır dili dışarıya sarkmış bu kinkajunun esnerken bir yandan da
    arka pençesiyle kaşınması, bir gece beslenmesine çıkmak üzere daha yeni
    uyandığı izlenimini veriyor. Bu upuzun dil, kinkajunun balsa çiçeklerinin
    dibindeki balözünü çekip almasına yardımcı olur. İlk kez Alman doğa bilimci
    Johann Schreber'in 1774'te tanımladığı ve bir lemur türü sandığı kinkajular
    günümüzde rakun familyası içinde sınıflandırılıyor.


    Meraklı BakışFotoğrafçının objektifine neredeyse çeyrek metre kadar sokulan bir kinkaju
    yavrusu. Balözü ve yağmur suyuyla dolu iri bir balsa çiçeğinden demlenmiş
    suratında ıslaklık var. "Ne kadar da cana yakın bir ufak yaratık," diyor
    Klum. "Sanki gözleriyle soruyor gibi. Bu da neyin nesi? Tehlikeli mi?
    Bu çekim ormandan bir armağan sayılır. Bir lütuf mu dersiniz acaba?
    Siz hayvana gideceğinize, kendi ayağıyla o gelmiş size."



    Kaynak :National Geographic

    Fotoğraflar: Mattias Klum

    8/11/2009

    İstanbul'da İlk kim Müslüman oldu?


    İstanbul'da İlk kim Müslüman oldu?


    İstanbul'un bir gün mutlaka fethedileceğini müjdeleyen
    Peygamberimizin arzusunu gerçekleştiren isim
    Fatih Sultan Mehmet'ti. Peki, bu topraklarda
    Müslüman olan ilk isim kimdi? İşte yanıtı:


    İslami kaynaklara göre, Hz. Peygamber Herakliyus ile
    birlikte Bizans’ın Konstantıniyye’deki baş papazı
    Autocrator’a (Arapça Dugâtur veya Bugâtur olarak okunur)
    bir mektup gönderdi.
    Dugâtur’un İstanbul’da büyük bir kilisesi vardı.

    Kiliseye imparator ve Bizans’ın üst düzey yetkilileri gelir,
    Dugâtur’dan dua alırlardı. Sahabe-i Kiram’dan Dıhyetü’l Kelbi
    Bizans İmparatoru’na mektup getirdikten sonra baş papaza
    uğrar ve Hz. Muhammed'in ona verdiği mektubu teslim eder.
    Dugâtur, Dıhyetü’l Kelbi’nin getirdiği mesajı okuduktan sonra
    ona:
    -- “Bana Kur’an’dan bir sûre yazın” dedi.

    Kelbi ona bir sûreyi yazdı. Dugâtur’da
    “Bu, bildiğimiz Allah’ın kitabı” dedi ve Müslüman oldu
    ama bunu süre gizledi. Daha sonra Müslüman oluşunu
    duyuran Dugâtur’a büyük tepki gösterilir. Hıristiyanlığa
    dönmese için baskılar yapılır ancak o bunu kabul etmez.
    Bizanslılar, İstanbulluları etkilemeye başlayan Başpapaz
    Dugâtur’u cezalandırmak için öldürür ve yakarlar.
    Ailesinden bazıları ve onun sayesinde Müslümanlar olanlardan
    bir kısmı uzun yıllar Müslümanlıklarını gizlerler.
    Birçok İslam kaynağında Dıhyetü’l Kelbi’nin başpapaz
    Dugâtur’a teslim ettiği mektup’ta şunların yazılı
    olduğunu kaydeder
    .

    İşte o mektup:

    “Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla! Ey duğatur (autocrator?..)
    Piskopos! Allah’ın selamı iman eden üzerine olsun! Bu (sözün)
    devamı olarak bil ki Meryem’in oğlu İsa saf ve temiz Meryem’e
    nasib edip verdiği (indirdiği) Allah’ın Ruhu ve kelimesidir.
    Bana gelince ben, Allah’a İman eder, İbrahim, İsmail, İshak,
    Yakup ve Esbat’a vahyolunana ve bize indirilene inanırım.
    Aralarında hiç bir fark gözetmeksizin Musa, İsa ve diğer
    peygamberlere ulaşan vahye iman ederim. Biz o Allah’a
    teslim olmuşuz. Selâm hidayete tâbi olanlara.


    Konuyla ilgili rivayetlerin geçtiği kaynakların bir kısmı:
    Ebu Nu'aym, Muntekâ, v. 31/b-32/a; Said bin Mansûr,
    Sünen, ikinci kısım, no: 2479, Heysemi, Mecmau'z-Zevâid,
    5/306, 308'de Taberanî'den, Bezzâr ise Keşfu'l-Estâfdan
    (2/44, yazma) nakleder. İbn Hacer,
    İsâbe, üçüncü kısımda, dâd harfinde.

    Ayrıca konunun geçtiği bazı yabancı kaynaklar Caetani,
    6/50 (ikinci altyazıda); A. Sprenger, c. 3, s. 266
    (birinci altyazı); Viriginia Vaga Rivista degli Studi
    OrientalL 10(1923), s. 87-109.


    (Timeturk)

    Son Yazılarım
    • <%RecentEntryTitle%>
    Destekleyenler

    Bağlantılarım