Google

Sitetistik

Zirve100 En iyi
Menü
  • Ana Sayfa
  • Profilim
  • Arşiv
  • Kategorilerim
    Yazılarım
    İstatistikler
    Görsel

    9/11/2009

    Dünyayı değiştirmiş 10 gizli kahraman


    Dünyayı değiştirmiş 10 gizli kahraman

    Adını çokça duyduğumuz ünlü bilim adamlarının dışında pek de
    bilinmeyen gerçek kahramanlarla tanışmak ister misiniz?

    Bilgiye olan açlık, insanlığı çağlar boyu meşgul etmiştir.
    Sürekli etrafımızdaki dünyanın gizemlerini açıklamak için uğraşırız.
    Tüm zamanların en etkileyici bilim adamlarını kime sorsanız hep
    aynı isimler söylenir; Einstein, Newton, Galileo, Darvin…
    Fakat insanlığın gelişiminde çığır açan öğeler söz konusu olduğunda,
    bu bilindik isimlerden çok daha fazlası vardır. Bakalım bunlardan
    hangilerini duydunuz?




    1. İbn-i Heysem (965–1039)
    Basra’da doğan İbn-i Heysem, zamanının önde gelen düşünürlerindendi.
    Matematik, Anatomi, Astronomi, Mühendislik, Tıp, Felsefe ve Fizik alanlarında
    değerli katkılar yapmış, bilimsel deney ve gözlem metodunu geliştirmiştir.
    En önemli çalışması optik alanındadır ve Optik Kitabı isimli eseri optik ve
    görsel algılama alanında bir devrim olarak kabul edilir. Mikroskop,
    Teleskop ve Rönesans sanatının görsel prensipleri için temelleri atmıştır.
    Mikroskop konusundaki çalışmaları, tıp, mikrobiyoloji ve kimya alanlarında
    derin sonuçlara sebep olmuştur.


    2. Tim Berners-Lee (1955-…)
    Eğer Tim Berners-Lee olmasaydı şu anda bu yazıyı okuyamazdınız. CERN,
    Avrupa Partikül Fiziği Laboratuarları’nda çalışırken bir iletişim aracı olması için
    geliştirdiği World Wide Web, ya da bugünkü adıyla İnternet’in tek sorumlusu.
    İlginçtir, bu dünyayı değiştiren buluşun patentini almayı reddetmiş, dünyaya
    hediye olmasını tercih etmiştir. İnternet, insanların iletişim şeklinde bir devrim
    yaratmış, bilgiye ulaşma şekli ve kolaylığı getirmiş ve ticaretin çok daha hızlı
    ve verimli olmasını sağlamıştır. İletişim alanındaki buluşu, Graham-Bell veya
    Marconi’nin buluşları ile yarışabilir olarak kabul edilir.


    3. İbn-i Sina (980–1037)
    Müslüman bilim adamlarının en etkililerinden birisi olan İbn-i Sina, pek çok
    çağdaşı gibi bilimin pek çok alanında çalışmıştır. Tıp, Matematik, Mantık
    ve Jeoloji bunlardan sadece bir kaçıdır. Çeşitli konularda 450’ye yakın metin
    yazmıştır. En ünlü iki yapıtı Tıpta Kanun (El-Kanun fi’t-Tıp) ve Kurtuluş
    Kitabı (Kitabü’l-Necat) eserleridir. Bu iki kitap, yüzyıllardır Avrupa’daki
    pek çok üniversitede standart olarak kullanılmıştır. İbn-i Sina’nın
    çalışmalarının etkisi çok daha ileriye giderek bulaşıcı hastalıkların
    yayılmasını önlemek amacıyla karantina yöntemi ve klinik deneyler ile
    sistematik deneylerin kullanılmasına başlanmıştır.


    4. Thomas Midgley (1889–1944)
    Ne yazık ki modern dünyaya katkısı iyi yönde olmayan bu adamın
    buluşu, günümüzdeki pek çok sorunun sebebi. Petrole kurşun
    katarak araba motorlarındaki vurma etkisini ortadan kaldıran
    Thomas Midgley, bu sayede atmosferimizdeki en zararlı bileşik
    olan CFC’nin (ChloroFluoroCarbons) ortaya çıkmasına ve küresel
    ısınma problemine sebep olmuştur.

    Bazı kaynaklar tarafından Thomas Midgley’in atmosfere diğer tüm
    canlılardan daha fazla etkisi olduğu belirtilmiştir. Polio hastalığına
    yakalanınca, yataktan kalkabilmek için icat ettiği makara sistemine
    dolanıp boğularak ölmüştür.


    5. Fritz Haber (1868-1934)
    Bilimin hem harikaları hem de dehşetleri kategorisine girecek
    çalışmaları olan Alman kimyacı Fritz Haber, modern tarımda
    gübrelemenin önemli bir parçası olan endüstriyel amonyak sentezi
    ile bilinir. Yoğun yiyecek üretimine yardımcı olan bu işlem ile 20.
    Yüzyıldaki nüfus artışı inanılmaz boyutlara ulaşatı.
    1. Dünya Savaşı’nda Almanlar için kimyasal silahlar üreten Fritz Haber,
    Klorin ve Siyanür gazlarının üretilmesi için çalıştı. Bu gazlar Nazi’lerin
    insanlık tarihindeki en kötü işlerinde kullanıldı.


    6. Leo Szilard (1898-1964)
    Manhattan Projesi’nin bekli de en az bilinen katılımcılarından olan
    Leó Szilárd, Atom bombasının geliştirilmesinde kullanılan nükleer
    zincirleme reaksiyon fikrinde çalışan bir bilim adamıydı. Başkan
    Roosevelt’e mektup yazarak Almanların da benzer bir projede
    çalıştığını bildiren ve Manhattan Projesi’ni başlatan kişi olarak da
    bilinir. Şiddet kullanımına karşı olan Leó Szilárd, dünyayı dramatik
    bir şekilde değiştiren Nükleer Çağ’ın başlangıcından sorumludur.


    7. James Clerk Maxwell (1831–1879)
    Modern Fiziğin babası olarak kabul edilen James Clerk Maxwell,
    Elektrik, Termodinamik, Fotoğraf, Nükleer Enerji ve pek çok diğe
    r alanlarda etkili bir bilim adamıdır. Elektromanyetik Spektrum’u keşfi,
    televizyon, radyo, mikrodalga, kızılötesi teleskoplar gibi icatlara
    yön vermiştir. Elektromanyetik Alan ile ilgili denklemleri, Albert
    Einstein’in İzafiyet Teorisi için temeli oluşturmuştur. Günümüzde
    kullanılan pek çok teknolojinin arkasındaki bilimin açıklanması için
    çalışmaları kullanılmıştır.


    8. Karl Landsteiner (1868–1943)
    Avusturyalı bir doktor olan Landsteiner, kan gruplarının
    belirlenmesinde önemli bir rol oynamıştır. Farklı kan gruplarının
    karıştırılmasının yıkıcı sonuçlarını ortaya koymuş ve hala kullanılan
    kan tiplerinin kalıtsal doğasını göstermiştir. Polio virüsünün ortaya
    çıkartılmasına da katkıda bulunmuş ve Bağışıklık Bilimi, Histoloji
    ve Anatomi konularına büyük katkılarda bulunmuştur. En büyük
    çalışması farklı kan gruplarının belirlenmesidir.
    Bu sayede ameliyatlardan kurtulma oranını arttırmıştır.


    9. John Bardeen (1908–1991)
    Amerikalı fizikçi ve elektrik mühendisi olan John Bardeen,
    Nobel ödülünü iki kere kazanmış nadir insanlardan biridir.
    1956’da iki çalışma arkadaşı ile elektrik transistorünü geliştirmiş
    ve modern dünyada kullanılan tüm elektronik aygıtlara yön vermiştir.
    1972’de Süper iletken alanındaki buluşları CAT ve MRI taramalarının
    tıpta kullanılmasına olanak vermiştir. Bu devrimsel buluşlarına
    rağmen bilim camiası haricinde ismi pek duyulmamıştır.
    Mirası ise tüm dünyayı derinden etkilemiştir.


    10. Joseph Lister (1827–1912)
    Glasgow Kraliyet Kliniğinde cerrah olarak çalışan Lister,
    ampütasyon hastalarındaki %40 – %50 oranındaki ölümleri
    çözmek için çalışmalara başlar. Louis Pasteur’un çalışmalarını
    inceleyip, atık su temizlenmesinde Karbolik Asit kullanımını araştırır
    ve hastalarının yaralarını bu asit ile tedavi etmeye başlar. Ameliyat
    aletlerini ve cerrahların ellerini ameliyattan önce ve sonra bu
    solüsyon ile yıkamaya zorlayarak, hastanelerin temizliği
    konusunda bir devrim yaratır. Antiseptiğin babası olarak sayılan
    Joseph Lister, çalışmaları sayesinde tüm dünyada milyonlarca hastanın
    ölmesini engeller. Tıp tarihinin en büyük başarılarından birisi sayılır.

    8/11/2009

    Kinkajular


    Kinkajular


    Rakunun, meyve ve çiçekle beslenen ve nadir
    olarak görülebilen bu akrabaları, Orta ve Güney Amerika'nın yağmur ormanı
    örtüsünün yükseklerinde yaşıyor.


    Ender değiller, ama zor bulunurlar. Roland Kays'in, Panama Kanalı
    yakınlarındaki Soberanía Ulusal Parkı'nda Potos flavus 'u incelemeye
    başladığında karşı karşıya geldiği ikilemdi bu. Kays, "Herkes onların yalnız
    yaşadığını düşünür, çünkü genelde tek başlarına bulunurlar"
    diye anlatıyor.

    Ancak geceleri ağaçların tepesinde gerçekte neler olup bittiğinden kimsenin
    haberi yoktu. Kinkajular yere nadiren iner ve tüm günü ağaç kovuklarında
    uyuyarak geçirir. Peki izleme amaçlı telsiz tasma onlara nasıl takılabilir?
    Kays, ağaçların içine tuzak yerleştirmek için bir sistem geliştirdi.
    İkinci sorun Kinkajuların tuzağa nasıl çekileceğiydi. Kinkajular, kafatası
    yapıları ve dişleri nedeniyle etobur olarak sınıflandırılır, Kays bu nedenle
    yem olarak tavuk kullandı. İlgilenen olmadı. Sahiplerinin içki dolaplarını
    talan eden evcil kinkajularla ilgili hikâyeler duyan Kays, şeftalili
    şnapsı denedi. Kinajular yine uzak durdular. Ardından Kays, bu ormanda
    yetişmeyen muzun onların ilgisini çekebileceğini düşündü.
    Kinkajular tuzağa düşmüştü.
    Kays'in bir bölümü National Geographic Society tarafından desteklenen
    araştırması bölgedeki kinkajuların neredeyse sadece meyveyle,
    özellikle de yabani incirle beslendiğini gösteriyor. Ek besin olarak uzun
    dilleriyle balsa çiçeğinin balözünü yalayıp yutuyorlar. "Ekolojik açıdan
    etobur değiller"
    diyen Kays, DNA ve telsizle izleme yoluyla olağandışı bir
    toplumsal yapıyı keşfetti. Genelde bir dişi, iki erkek, bir ergen ve bir de
    çocuktan oluşan aile birlikte uyuyor, birbirini temizliyor, ama çoğunlukla
    ayrı ayrı besleniyor. Çoğu memelinin aksine cinsel açıdan olgunluğa,
    yani yaklaşık iki buçuk yaşına ulaştığında yuvadan ayrılan dişi oluyor.
    Hâkimiyet babadan oğula geçiyor ve erkekler dişilerden daha sağlam
    bağlar kuruyor. "Bir keresinde bir incir ağacında birlikte oynayan bir
    baba oğul gördüm"
    diyor Kays. "Kuyruklarından asılmış, birbirlerinin
    kafasına vuruyorlardı."


    Flora Ziyafeti

    Panama yağmur ormanı örtüsünün yükseklerindeki Lotus adlı kinkaju,
    balsa çiçeğinin balözünden oluşan bir öğün için gezmeye çıkardığı
    yavrusuyla birlikte. Üç-dört aylık bu yavru yiyecek arayıp bulmayı henüz
    öğreniyor. Fotoğrafçı Mattias Klum bölgede meyvelerin, özellikle de yabani
    incirin başlıca besin olmasına karşın, kinkajuların kimi zaman taç yapraklarıyla
    birlikte çiçek parçalarını da çiğnediğini gözlemlemiş.

    Emin Ellerde
    New York Eyalet Müzesi'nden zoolog Roland Kays, Panama yağmur ormanında
    tuzağa düşen Lotus'u yatıştırıcı ilaç verdikten sonra parmakları sık kürküne
    gömülmüş halde dışarıya çıkarırken. "Yünden çok kadifeye yakın," diyen Kays,
    hayvanın postunun sudan korunmada kilit önem taşıdığı kanısında; bu kürk,
    kunduzların ve susamurlarının postunda da bulunan 'skualen' adlı bir yağlı
    maddeyle kaplı. Kinkaju ilacın etkisiyle sakince dururken, Kays bir telsiz tasma
    takıyor, vücudunda yara olup olmadığına bakıyor, dişlerini yokluyor ve genetik
    tahliller için kan alıyor. Bütün bunlar on yıllık bir çalışmanın parçası; şimdiye
    kadar yabanıl ortamda kinkajular üzerinde yürütülmüş en kapsamlı çalışma bu.
    Kays daha sonra ilacın etkisinin geçmesine ve güvenle ağaçlara dönmesine
    kadar Lotus'u iki saat kadar kafeste tutuyor.

    Hayat çizgileri
    Zihne çakılacak kadar insanımsı olan kinkaju pençesi benzer bir başparmaktan
    yoksun. Bu durum iş görmesini pek etkilemiyor. "Sizin bir elmayı tuttuğunuz
    gibi bir inciri tutabilirler,"
    diyor Roland Kays. "Bir şey yerken çoğu kez tek
    ellerini kullanırlar."
    Tırnakları ağaçlara tırmanmalarını, dolgun tabanları ise
    dallarda boylamasına ilerlemek için rahatça tutunmalarına sağlıyor. Ve de
    şunu belirtiyor Kays: "Ellerindeki kıvrımlı desenler onlara hayat çizgileri
    veriyor, tıpkı insanlarda olduğu gibi."



    Beslenme Aracı
    Yılanınkine andırır dili dışarıya sarkmış bu kinkajunun esnerken bir yandan da
    arka pençesiyle kaşınması, bir gece beslenmesine çıkmak üzere daha yeni
    uyandığı izlenimini veriyor. Bu upuzun dil, kinkajunun balsa çiçeklerinin
    dibindeki balözünü çekip almasına yardımcı olur. İlk kez Alman doğa bilimci
    Johann Schreber'in 1774'te tanımladığı ve bir lemur türü sandığı kinkajular
    günümüzde rakun familyası içinde sınıflandırılıyor.


    Meraklı BakışFotoğrafçının objektifine neredeyse çeyrek metre kadar sokulan bir kinkaju
    yavrusu. Balözü ve yağmur suyuyla dolu iri bir balsa çiçeğinden demlenmiş
    suratında ıslaklık var. "Ne kadar da cana yakın bir ufak yaratık," diyor
    Klum. "Sanki gözleriyle soruyor gibi. Bu da neyin nesi? Tehlikeli mi?
    Bu çekim ormandan bir armağan sayılır. Bir lütuf mu dersiniz acaba?
    Siz hayvana gideceğinize, kendi ayağıyla o gelmiş size."



    Kaynak :National Geographic

    Fotoğraflar: Mattias Klum

    8/11/2009

    İstanbul'da İlk kim Müslüman oldu?


    İstanbul'da İlk kim Müslüman oldu?


    İstanbul'un bir gün mutlaka fethedileceğini müjdeleyen
    Peygamberimizin arzusunu gerçekleştiren isim
    Fatih Sultan Mehmet'ti. Peki, bu topraklarda
    Müslüman olan ilk isim kimdi? İşte yanıtı:


    İslami kaynaklara göre, Hz. Peygamber Herakliyus ile
    birlikte Bizans’ın Konstantıniyye’deki baş papazı
    Autocrator’a (Arapça Dugâtur veya Bugâtur olarak okunur)
    bir mektup gönderdi.
    Dugâtur’un İstanbul’da büyük bir kilisesi vardı.

    Kiliseye imparator ve Bizans’ın üst düzey yetkilileri gelir,
    Dugâtur’dan dua alırlardı. Sahabe-i Kiram’dan Dıhyetü’l Kelbi
    Bizans İmparatoru’na mektup getirdikten sonra baş papaza
    uğrar ve Hz. Muhammed'in ona verdiği mektubu teslim eder.
    Dugâtur, Dıhyetü’l Kelbi’nin getirdiği mesajı okuduktan sonra
    ona:
    -- “Bana Kur’an’dan bir sûre yazın” dedi.

    Kelbi ona bir sûreyi yazdı. Dugâtur’da
    “Bu, bildiğimiz Allah’ın kitabı” dedi ve Müslüman oldu
    ama bunu süre gizledi. Daha sonra Müslüman oluşunu
    duyuran Dugâtur’a büyük tepki gösterilir. Hıristiyanlığa
    dönmese için baskılar yapılır ancak o bunu kabul etmez.
    Bizanslılar, İstanbulluları etkilemeye başlayan Başpapaz
    Dugâtur’u cezalandırmak için öldürür ve yakarlar.
    Ailesinden bazıları ve onun sayesinde Müslümanlar olanlardan
    bir kısmı uzun yıllar Müslümanlıklarını gizlerler.
    Birçok İslam kaynağında Dıhyetü’l Kelbi’nin başpapaz
    Dugâtur’a teslim ettiği mektup’ta şunların yazılı
    olduğunu kaydeder
    .

    İşte o mektup:

    “Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla! Ey duğatur (autocrator?..)
    Piskopos! Allah’ın selamı iman eden üzerine olsun! Bu (sözün)
    devamı olarak bil ki Meryem’in oğlu İsa saf ve temiz Meryem’e
    nasib edip verdiği (indirdiği) Allah’ın Ruhu ve kelimesidir.
    Bana gelince ben, Allah’a İman eder, İbrahim, İsmail, İshak,
    Yakup ve Esbat’a vahyolunana ve bize indirilene inanırım.
    Aralarında hiç bir fark gözetmeksizin Musa, İsa ve diğer
    peygamberlere ulaşan vahye iman ederim. Biz o Allah’a
    teslim olmuşuz. Selâm hidayete tâbi olanlara.


    Konuyla ilgili rivayetlerin geçtiği kaynakların bir kısmı:
    Ebu Nu'aym, Muntekâ, v. 31/b-32/a; Said bin Mansûr,
    Sünen, ikinci kısım, no: 2479, Heysemi, Mecmau'z-Zevâid,
    5/306, 308'de Taberanî'den, Bezzâr ise Keşfu'l-Estâfdan
    (2/44, yazma) nakleder. İbn Hacer,
    İsâbe, üçüncü kısımda, dâd harfinde.

    Ayrıca konunun geçtiği bazı yabancı kaynaklar Caetani,
    6/50 (ikinci altyazıda); A. Sprenger, c. 3, s. 266
    (birinci altyazı); Viriginia Vaga Rivista degli Studi
    OrientalL 10(1923), s. 87-109.


    (Timeturk)

    7/11/2009

    .: BURSA ULU CAMİİ MİNBERİNDEKİ SIRLAR :


    .: BURSA ULU CAMİİ MİNBERİNDEKİ SIRLAR :

    602 yıllık bir minber....
    Tarihi minber üzerinde güneş ve galaksi sistemleri var.
    İddiaya göre, gezegenlerin büyüklük oranları ve
    yörüngeleri gerçek oranlarla örtüşüyor....



    1402 tarihinde (Hicri 804) inşa edilen Bursa’nın tarihi
    sembollerinden Ulu Caminin minberinin Doğu yakasında
    (mihraba bakan yüz) Güneş sistemi, Batı yakasında ise
    Galaksi Sistemi yer alırken evrenin kül olarak tasvir
    edildiği ileri sürüldü. 602 yıllık tarihi minberdeki şekillerin
    bu tespiti doğruladığı iddia ediliyor. Minberin her iki
    yüzünde de şaşırtıcı şekilde birer evren krokisi var.
    Bu sadece bir tesadüf mü, yoksa bu minberin banisi
    gerçekten bir astronomi hayranı mıydı?


    TARİHİ MİNBERİN ÖZELLİKLERİ :.

    Minber bütünüyle kainatı sembolize ediyor.

    Minberin giriş kapısının üzerindeki kitabede altın yaldızla Osmanlıca olarak,
    'Yıldırım Beyazıt Han tarafından hicri 804 (miladı 1402) yılında yaptırılmıştır'
    ibaresi yer alıyor. Sarmaşık motifleriyle süslü olan tırabzanların sağ çıkış
    ikinci kolonu üzerinde süsleme motifine uygun sülüs tarzda yazılmış,
    Devaklı Abdülaziz oğlu Mehmet işi ibaresi dikkat çekiyor.
    Sanatkarın bu imzası son yıllarda fark edildi.



    Minberin doğu cephesinde, biri dar dikdörtgen, diğeri alanı daha geniş
    üçgen biçiminde, bir diğeri en altta şerit halinde uzanan taşıyıcı dolap serisi
    banko olmak üzere birbirine bitişik üç kompozisyon alanı bulunuyor.
    Üçgen ve dikdörtgen yüze ikisi birlikte Güneş Sistemi'nin kabartma
    formlarla işlendiği bir alan var. Gezegenlerin her biri yörünge hareketleriyle
    birlikte küresel kabartma motifler halinde Güneş'e olan uzaklık ve
    aralarındaki büyüklük karşılaştırmaları da verilerek olması gereken yerlerde.

    Gezegenler, Merkür, Venüs, Dünya, Mars, Jüpiter, Satürn, Uranüs,
    Neptün, Pluto şeklinde olan Güneş'e uzaklık sıralaması da doğru.
    Büyüklük mukayesesi de baz alındığında Dünya'dan elli bin defa daha
    büyük olan Güneş, büyük bir ustalıkla mükemmel şekilde işlenmiş durumda.

    Anlaşılacağı üzere dünyanın yuvarlak olup olmadığının bile tartışıldığı
    bir devirde bir ahşap işçisi bile o dönemde bilinen tüm gezegenleri rasgele
    bir yıldız olarak değil, güneş sistemimizdeki birer gezegen olarak işlemiş..
    Peki o çağda bu bilginin sırrı nedir?




    7/11/2009

    .: TÜRK TARİHİNİN EN BÜYÜK CAMİİ :.


    .: TÜRK TARİHİNİN EN BÜYÜK CAMİİ :.


    Evet başlıkta doğru yazıyor.
    Ulucamii kapalı namaz kılma alanı bakımından Türk Tarihinde
    yapılan en büyük camidir. Hemen aklınıza Süleymaniye,
    Sultan Ahmet gelebilir. Fakat o camilerin büyüklüğü duvarlarla
    çevrili avlu alanlarıyla birliktedir. Ayrıca o camiler tek ve çok
    yüksek bir kubbe ile örtülü olduğundan çok geniş bir bir alanı
    varmış izlenimi verir. Bursa Ulucamii ise çok kubbeli ve alçak
    tavanlıdır. İçinde bulunan çok sayıdaki sütun yüzünden de
    daha ufakmış gibi hissetmemize neden olabilse de
    TÜRK TARİHİNİN EN BÜYÜK CAMİSİ halen Bursa Ulucamii'dir.



    Osmanlı Devleti hakikaten sadece dini, milliyeti ayrı insanların değil,
    kurdun kuşun bile huzur içinde yaşadığı rüya gibi bir toplum yapısı
    inşa etmişti.
    Biliyorsunuz, Bursa’daki Ulu Cami’nin içinde namaz mahallinde
    yapılan şadırvan da zaten, cami için istimlâk yapılırken bir Rum’un
    yerini isteksiz vermesi üzerine, gönülsüz verilen yerde huşu ile
    ibadet nasıl yapılır ki düşüncesinden hareketle inşa edilmemiş miydi?






    Eski damar Türkü,Sanat Müz. ve Arabeks Damar Sarkılar ile Nostalji Rüzgari akşamları yayındayız.

    Son Yazılarım
    • <%RecentEntryTitle%>
    Destekleyenler

    Bağlantılarım