Google

Sitetistik

Zirve100 En iyi
Menü
  • Ana Sayfa
  • Profilim
  • Arşiv
  • Kategorilerim
    Yazılarım
    İstatistikler
    Görsel

    17/11/2009

    Olmazsa Olmaz


    Olmazsa Olmaz


    Olmazsa Olmaz


    İki arkadaş, bir ormanda kurumuş ağaç dallarını kesiyorlardı.
    Birincisi sabahları erkenden kalkıyor, ormana gidiyor,
    durmadan dinlenmeden çalışıyor öğle yemeği için bile
    kendine zaman ayırmıyordu.

    Akşamları ise arkadaşı eve
    döndükten sonra da çalışmasını sürdürüyor, ondan
    birkaç saat sonra evine dönüyordu.


    İkinci adam, yorulunca işine ara veriyor,
    bir süre dinleniyordu. Akşam hava kararmaya
    başladığında ise daha fazla çalışmaya gerek duymuyor,
    gecenin karanlığı bastırmadan evine dönüyordu.

    İkisi de çalışmalarını bir hafta bu şekilde
    sürdürdükten sonra ne kadar kurumuş ağaç
    kestiklerini saymaya başladılar.

    Sonuç, ikinci adam için değil ama birinci adam için
    çok şaşırtıcı çıktı.
    Çünkü arkadaşı, kendisinden daha çok kurumuş,
    ağaç kesmişti.


    Birinci adam öfkelenerek:

    "Nasıl olabilir bu böyle?" dedi.
    "Ben senden daha çok çalıştım.
    Senden daha erken başladım işe,
    senden daha geç döndüm eve.
    Üstelik, gün boyu sen durup durup
    keyfine bakarken, ben soluk almaksızın
    sürdürdüm çalışmamı.
    Nasil oluyor da sen benden daha çok
    kurumuş ağaç kesmiş olabiliyorsun?"


    İkinci adam, öfkeli arkadaşını gülümsemeyle
    cevapladı:

    "Ortada anlaşılmayacak bir şey yok ki..." dedi.
    "Sen durmaksızın çalışırken, ben arada bir dinleniyor,
    bu arada da bir yandan baltamı biliyordum.
    İnsanın baltası keskin olunca,
    daha az çabayla kesebiliyor ağaçları."


    Kişisel yaşantımızda
    "baltamızı bilemek",
    kendimizi geliştirmemizdir.
    Dış dünyanın koşuşturmaları arasında kendimize
    zaman ayırıp, kısa da olsa, hayatımızı gözden
    geçirmemiz, bizi günün ilerleyen saatlerinde
    daha güçlü ve daha etkin yapacaktır.
    Çünkü bu süre içinde kendimizi daha iyi tanıyabilme
    imkanına sahip olabileceğiz.

    Eksik ya da zayıf bulduğumuz yanlarımızı tamamlayıp,
    geliştirebileceğiz.Kendimize zaman ayırmak,
    kişiliğimizin güçlenmesi için
    " Olmazsa Olmaz."

    bir kuraldır.

    14/11/2009

    Hayvan Deyip Geçenlere


    Hayvan Deyip Geçenlere


    Bir insanı nasıl tanırız, ona nasıl
    bir değer veririz.
    diye sorulduğunda..
    Çoğumuz gözlerine bakarız der...
    Gözlerine bakarız
    ve o gözlerdeki ifadeyle buluşunca gözlerimiz,
    ilk notumuz o kişi hakkında ilk izlenim
    ve düşüncemiz oluşur.
    Peki...
    Siz hiç hayvanların gözlerıne baktınız mı?
    Birlikte onların dünyasında dolaşmayı teklif
    ediyorum size şu anda...
    Bu sevimli kedinin gözlerine bakınca
    .. bir çok insanda dahi olmayan derinlik ve
    manayı görebiliyor insan...
    Bu bir hayvandır hiç duygusu yoktur,
    onlar düşünemez,
    diyebilir mi ınsan
    bu bakışlar karşısında?


    Peki bu sevımlı şeker için ne düşünuyorsunuz?
    Bır çok ınsan tabaklar dolusu yemegı yerken
    aklına başkaları gelmez
    Ama bu minik,
    bunu bulamayanlar da var diye
    gelmiş aklına, kalakalmış öyle dizilmiş
    bogazına lokmaları...



    Ya aman ya
    bir kuzu işte!
    Beyni bile yoktur onların
    . diyenler içindir bu kare!
    siz zordasınız,
    çevrenızde düşünen varlık diye adlandırılan
    insanlardan hiç bir yardım alamadıgınız,

    ( Panda video )


    çok an yaşamışsınızdır.
    Ya bu ayıcıklar!
    Zorda kalan arkadaşına,
    hiç düşünnmeden omuz verebılır o.



    Anne şevkati denilen duyguyu,
    bir çok anne, bugün çocuğuna göstermekten acizken,
    üstte ki kare,
    belki bunu unutan kişilere güzel bir örnektır.

    Kazaya ugrayan arkadaşına yardım için çırpınır o...
    Dili yoktur konuşarak anlatamaz.


    Ama koşturur yardım ister..
    Acı çeker...
    Bilinenin aksine onlar da sevgi ve vefa çoktur.
    Ayrılmaz yanından yaralının.
    Belki bir kaş dakika sonra, başka biri ona çarpana kadar:
    Bakışlarında anlam yüklüdür.
    Bir kaç saniye gözlerinin içine baktığınızda,
    size şunu sorar;



    Dogayı neden katlediyorsunuz?
    Suyu!
    Topragı!
    Neden kirletıyor,
    böylesine tüketiyorsunuz?
    Benim yaşam hakkım yok mu?

    ***Bakamazsınız daha fazla gözlerıne...
    Söyleyecek sözünüz,
    cevap verecek yüzünüz yoktur insan olarak...



    Miniktir, masumdur bebektir çocukca o.
    Hayvanların çogu gibi...
    Büyüdügünde bile masumiyetini kaybetmediğinden,
    hep bebek ve masum kalır.
    Tertemiz, kötulükten uzak.

    Yardıma muhtaçtır...
    Senin yokettiğin kaynaklarındaki suyu...
    Pet şişede ona sunan
    içinde sevgi kalan insanlara,
    elini uzatır yine çocukca masumiyeti ile.



    O sevgiyi sınırsızca sunar.
    Bir atsa kediye sıcacık sevgisıni,
    göstermesinde bir sınır ve sakınca yoktur.

    Bır maymunsa insana aynı şekilde.



    Bazen evinizde yaşayan kedinizdir o...
    Evin büyümeyen bebeğidir...
    Evdekı minik bebeğinizin davranışlarını taklit eder ki,
    onu da bebeğiniz kadar çok sevesiniz,
    sizi çok sever,sevginize ise muhtaçtır...
    Verdiğiniz sevginin hep fazlasıyla karşılığı vardır onda...



    Hayat mücadelesi onlar için de geçerlidir.
    Hem de en acımasız haliyle.
    O küçücük boyuna bakmadan
    savaş verir bir lokma ekmek için.



    Masumdur,
    hep masum...
    Olabildiğince,
    sınırsızca,
    bir bebek,
    bir melek kadar MASUM..


    Dosttur...
    O size sıcaklığını sevgisıni
    her alanda hissetirir.

    Sizin elinizi uzatmanız
    kollarınızı açmanız yeterlidir,
    o hep sizin yanınızdadır...



    İstedikleri çok azsevginiz...
    Sadece sevginiz...

    Ne olur,
    çocuklarınıza
    hayvan sevgisini aşılayın,
    yerdeki karıncayı bile incitmesinler...
    Biz ve çocuklarımız
    bu sevgili hayvan dostlarımızın gözlerine bakarken
    suçluluk duymayalım.
    O sınırsız sevgiyi paylaşalım onlarla ki,
    dünya daha dayanılır
    daha güzel olsun...
    Sevgıierimle...




    7/11/2009

    Lider Kim?



    Lider Kim?


    İngiliz gazeteci, Sina
    Dağı'nda karşılaştığı bir Bedevi'ye
    sorar:

    "Sence lider
    kimdir?"


    Bedevi;

    "Bir tanım yapmak
    yerine, bir öykü ile sorunuza cevap verebilir miyim?"
    der.

    Gazeteci; "Elbette,
    anlat öykünü"
    diye yanıtlar.

    Bedevi
    anlatır;


    "Benim gibi bir
    Bedevi, devesinin üstünde ve kızgın güneşin altında,
    Sina Çölü'nde yol almaktadır.

    Birden ufuk çizgisi
    kararır, gökyüzünde nadiren tek tük görülen kuşlar,
    bu kez toplu halde, karanlığın aksi istikametine doğru,
    telaşla kanat çırpmaktadır.

    Çölün mutlak
    sessizliği, daha da yoğunlaşır sanki. Deneyimli Bedevi;
    bu alametlerin, şiddetli bir kum fırtınasının haberc
    isi olduğunu hemen anlar.

    Devesini çökertir,
    üstünden iner. Heybeden aldığı sağlam bir kazığı,
    kızgın kumlara çakar ve devesini sıkıca bu kazığa
    bağlar.

    Sonra yine heybelerden,
    katlanmış parçalar halinde çıkardığı küçük
    çadırın alelacele kurup, içine girer ve kapı
    örtüsünü her iliğinden düğümler.

    Son düğümü henüz
    atmıştır ki; fırtına bulundukları bölgeye ulaşır.

    Küçük çadır
    havalanacakmış gibi sallanmakta, rüzgarın oluşturduğu
    kum sağnağı, neredeyse delip geçecek bir hızda, çadır
    yüzeyine çarpmaktadır.



    Her kum tanesinin,
    boyları küçük fakat verdikleri acı büyük oklar gibi
    bedenine saplandığı deve, dile gelir:

    'Efendi, canım çok
    acıyor. Hiç olmazsa başımı çadıra sokmama izin verir
    misin?'
    der.

    Dışarıda olmanın ne
    kadar zor olduğunu iyi bilen Bedevi, zavallı devenin bu
    dileğini kabul eder ve

    'Peki, başını
    çadıra sokabilirsin.'
    diyerek, kapıyı bağlayan
    düğümleri boşaltır.

    Durmak bir yana, fırtına
    giderek daha da g emi azıya almaktadır. Deve, sahibine
    tekrar yalvarır;

    'Efendi, derimin en
    ince olduğu yer boynumdur ve şu an çok acıyor. İzin
    ver, boynumu da çadıra sokayım.'


    Biraz ikirciklenmeyle, bu
    isteğe de 'Peki' der Bedevi.

    Fırtına, sanki sonsuza
    dek sürecek gibidir. Deve bu kez, ilk ikisinden daha
    acıklı bir sesle yalvarır;

    'Efendi, ne olur,
    hörgücümü de çadıra sokmama izin ver..'


    Bedevi bu son isteği de
    kerhen kabul eder. Ancak, hörgücün de içeri girmesiyle,
    küçücük çadırda, artık kımıldayacak yer
    kalmamıştır.

    Bu duruma, Bedevi'den
    önce, deve tepki gösterir;

    'Efendi, bu çadır
    ikimize dar geliyor. Sen dışarı çıkıp, başının
    çaresine baksan.'


    'Lider kimdir?'
    demiştiniz; bu hikayeyi mesnet alarak cevap
    vereyim;

    Lider; devenin başını
    dahi, çadıra sokmasına izin vermeyen
    insandır."




    Son Yazılarım
    • <%RecentEntryTitle%>
    Destekleyenler

    Bağlantılarım