Google

Sitetistik

Zirve100 En iyi
Menü
  • Ana Sayfa
  • Profilim
  • Arşiv
  • Kategorilerim
    Yazılarım
    İstatistikler
    Görsel

    22/3/2008

    Çanakkale'nin kadın kahramanları..


    Çanakkale'nin kadın kahramanları..



    Çanakkale Savaşı üzerine araştırmalar yapan yazar Zümrüt Sönmez, erkek kılığında Çanakkale Savaşı'na katılan ve büyük yararlılıklar gösteren kadınların çarpıcı hikâyelerini bir kitapta anlattı.

    Çanakkale’nin kadın kahramanları


    Çanakkale Savaşı üzerine araştırmalar yapan yazar Zümrüt Sönmez, erkek kılığında Çanakkale Savaşı'na katılan ve büyük yararlılıklar gösteren kadınların çarpıcı hikâyelerini bir kitapta anlattı.



    Kızıl Toprak Ak Yemeni Savaşın Kadınları'' adlı ilk kitabını Yarımada Yayınevi'nden çıkaran Yazar Zümrüt Sönmez, Çanakkale Zaferi'nin kazanılmasında kadınların çok büyük emeği olduğunu söyledi.


    Kurtuluş Savaşı'nın kadın kahramanları ile ilgili çalışmalar olduğunu ancak Çanakkale Savaşı'na katılan kadınlar hakkında daha önce bir araştırma yapılmadığını bildiren Sönmez,

    -- ''Çanakkale anlatılırken kadınların rolü hep eksik kalıyordu. Yaklaşık 1 yıl önce başladığım araştırmalar sonucunda Çanakkale Savaşı'na katılan kadınlarla ilgili bir kitap hazırlamaya karar verdim'' diye konuştu.


    Araştırmaları sırasında Türk kadınının vatan uğruna neler yapabildiğini örnekleriyle gördüğünü kaydeden Sönmez, şöyle konuştu:

    --  ''Türk kadını, cephede erkek kılığında düşmanla savaştı, cephe gerisinde ise askerlerin mermi ve erzak ihtiyaçlarını karşılayarak zaferin kazanılmasında büyük rol oynadı. Osmanlı gazete arşivleri ve Çanakkale ile ilgili muhtelif eserlerdeki araştırmalarım sonucunda zaferin kazanılmasında etkili olan kadınların hikayelerini 'Kızıl Toprak Ak Yemeni Savaşın Kadınları' adlı kitabımda derledim.


    Eserimde, vatan söz konusu olduğunda kadınların neler yapabileceğini örneklerle anlatmaya çalıştım. Kitabımın bu konudaki bir boşluğu dolduracağını düşünüyorum.''


    Düşman askerleri, keskin nişancı Türk kadınlarını anlatıyor


    Sönmez'in kitabında, Almanya ve Yeni Zelanda arşivlerinde savaşa katılan askerlerin mektup ve günlüklerinde ''Türk kadın keskin nişancılardan'' bahsettiği belirtiliyor.


    Avustralyalı piyade er J.D. Davies, savaş sırasında annesine yazdığı mektupta keskin nişancı Türk kadınlarıyla ilgili şunları anlatıyor:

    --  ''Benim de vurulduğum 18 Mayıs 1915 günü keskin nişancı bir Türk kızı pusuda çarpışıyordu. Gizlendiği yerden gün boyunca ateş etti ve çok sayıda adamımızı vurdu. Ancak gün batmadan bir Avustralyalı tarafından vurulmasına gene de üzüldüm. Güzel yapılı tahminen 19-21 yaşlarında genç bir kızdı. Genç kızın bedeninde tam 52 kurşun yarası vardı. Bu savaş korkutucu.'' Hastane gemisiyle İngiltere'ye götürülen bir İngiliz asker ise yanında bulunan gazeteciye,

    --  ''O, bir Türk kadın savaşçısıydı, durmaksızın saklandığı evden ateş ediyordu, evi boşaltıp teslim olmayı reddediyordu. Sonunda ele geçirdiğimizde yanında annesi ve çocuğu da vardı. Yakalanana kadar bir pencereden ısrarla ve özellikle de subaylarımızı hedef alarak ateş etmişti. Sanırım öldürdüğü bazı kurbanlarını sürgülemişti de'' dediği kitapta belirtiliyor.


    Mücahide Hatice hanım


    Çanakkale Savaşı'nda cephede savaşan kadınlardan Mücahide Hatice Hanım'ın, 1926 yılında bir gazeteye verdiği demeçte,  Anafartalar 56. Fırka'da silahıyla mücadele ettiğini belirterek,

     -- ''Adım Ahmet'ti. Kadın olduğumu kimse bilmiyordu. Şarapnel parçaları ve kurşunlarla 9 yerimden yaralandım. Milli muharebemize de gönüllü katıldım'' dediği kaydediliyor.


    Babasının yanında ölmeye giden Nezahat onbaşı Çanakkale Savaşı'ndaki 70. Alay'ın komutanı Albay Hafız Hamit Bey'in kızı Nezahat Onbaşı'nın babasıyla birlikte 3 yıl boyunca bütün savaşlara katıldığı, 70. Alay'a ise Yunanlıların ''kızlı alay'' lakabını taktıkları belirtiliyor. Kurtuluş Savaşı sırasında Gediz Cephesi'nde 70. Alay'ın düşman kuvvetlerinin saldırılarıyla zor anlar yaşadığı, bu sırada Nezahat Onbaşı'nın, geri çekilen askerlerin önüne geçerek

    --  ''ben babamın yanında ölmeye gidiyorum, siz nereye gidiyorsunuz?'' dediği, bunun üzerine geri dönüp savaşa devam eden askerlerden çoğunun şehit olduğu, böylece düşman askerlerinin Anadolu'ya ilerlemesini geciktirildiği kaydediliyor.


    1921 yılında TBMM'de Nezahat Onbaşı'ya İstiklal Madalyası erilmesinin gündeme geldiği, tartışmalı geçen oturumların ardından konunun unutulduğu ifade ediliyor. Nezahat Onbaşı'ya 1986 yılında Dolmabahçe'de düzenlenen törenle şükran plaketi verildiği de kitapta anlatılıyor. 

     Made in Çalı

    19/3/2008

    Türklerin büyük sürgünü!


    Türklerin büyük sürgünü!



    Yüzyıllar boyunca vatan edindikleri topraklardan bin bir türlü işkence ve zorlukla uzaklaştırılan, yollarda milyonlarcası ölen Türklerin son 150 yılı büyük acılarla dolu. Bu büyük sürgün sırasında 5,5 milyon Türk ve Müslüman hayatını kaybetti.

    Türklerin büyük sürgünü! 

    Gülizar Baki'nin haberi

    Yüzyıllar boyunca vatan edindikleri topraklardan bin bir türlü işkence ve zorlukla uzaklaştırılan, yollarda milyonlarcası ölen Türklerin son 150 yılı büyük acılarla dolu. Bu büyük sürgün sırasında 5,5 milyon Türk ve Müslüman hayatını kaybetti. 10 milyona yakını evinden, yurdundan oldu. 150 yılda yaşanan acılar, ‘Sürgün ve Ölüm’ belgeseliyle ilk kez gün yüzüne çıkıyor.

     

     

    Türklerin başta Balkanlar olmak üzere Kafkasya, Kırım ve Doğu Türkistan’dan tehciri, ilk kez bu kadar kapsamlı bir çalışmayla dile geliyor. ‘Sürgün ve Ölüm’ adını taşıyan belgeselde, Osmanlı’nın son 150 yıllık döneminde soykırım, baskı ve işkence yapılarak göçe zorlanan insanların dramı anlatılıyor.

    Ahmet Okur’un yönettiği belgesel filmin senaryosu Cemil Yavuz’a, müzikleri Ali Otyam’a ait. Üç yılda 130 kişilik ekiple çekilen film için özel araçla Yunanistan, Bulgaristan, Makedonya, Kosova, Sırbistan, Hırvatistan, Bosna-Hersek, Romanya, Ukrayna, Kırım, Avusturya, Moldova ve Macaristan’da 114 bin km yol kat edildi. 13 ülke, 53 şehir ve 169 köyde çekimler gerçekleştirildi. 9 bölümden oluşan belgesel için göçü yaşayan 350 kişiyle röportaj yapıldı.

     Aralarında Prof. Dr. Kemal Kapat, Prof. Dr. Yusuf Hamzaoğlu, Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu ve Prof. Dr. Mehmet Saray gibi isimlerin bulunduğu birçok bilim adamının görüşüne başvuruldu.

    93 Harbi, Balkan Savaşları ve I. Dünya Savaşı... Osmanlı, bu savaşlarda yenilmekle kalmadı; çok önemli toprak kayıpları yaşadı. Bu toprak kayıpları da toplumsal travmaları getirdi. Üç kıtada hüküm süren Osmanlı, Rumeli’yi yani Balkanlar’ı kaybetmenin ızdırabını hissetti en çok da..

    Balkanlar’dan tehcir edilen insanların yaşadığı acılar, üzerinden bir asırdan fazla zaman geçmesine rağmen hâlâ hissediliyor. Göç aslında Türk insanına çok yabancı bir kavram değil; bu, vatanlarından zorla sürülmenin acısı...

    Yaşadıkları topraklarda baskı ve zulum gördükleri için

     göç etmek zorunda kalan milyonlarca

    Türk ve Müslüman Anadolu’ya sığındı.

     

    Göç rüzgârı ilk Kırım’dan esti

     

    1349’da Rumeli’ye ayak basan Osmanlılar için 1683’te Viyana Kuşatması’ndan sonra tehlike çanları çalmaya başlamıştı. Bu kuşatmadan yaklaşık 100 yıl sonra 1774’te Kırım kaybedildi. Sadece 1783-84 tarihleri arasında 80 bine yakın Kırımlı, Kırım’dan kaçarak Osmanlı’ya sığındı. 19. yüzyıl Osmanlı için felaketler yüzyılıydı.

    1856-1864 yılları arasında yaklaşık 500 bin Kafkas Müslüman da Osmanlı topraklarına göç etti. 1864’ten sonrasını da sayarsak bu şekilde Kafkasya’dan göçe zorlanan 1 milyon 200 bin Kafkasyalıdan ancak 800 bin kadarı Osmanlı topraklarına ulaşabildi. Ama asıl büyük göç ya da sürgün 93 Harbi olarak bilinen 1877-78 savaşından sonra yaşandı. Balkanlar’da sonuç felaketti. Balkan savaşında 1 milyon 253 bin insan muhacir durumuna düşmüş, 261 bin 937 kişi yani eski nüfusun yüzde 17’si katledilmiş ya da sürgünlerde ölmüştü. Savaştan önce Rumeli’de 2 milyon 315 bin Müslüman nüfus yaşıyordu.

     Savaşlar ve göç yollarında bu insanların 632 bini hayatını kaybetti. Sonuçta Balkanlar’da kalan Türk nüfusu bir milyon 445 bine düştü. Hakimiyet kurduğu yerlerde asimilasyon yerine insanî bir politika izleyen Osmanlı, doğduğu topraklara kağnıların üzerinde geri dönüyordu.

    Kafkaslar ve Balkanlar’da yaşanan acılardan yıllar sonra Doğu Türkistan’da da Rusya ve Çin’in baskısından ve işkencesinden bunalan Türkler zorunlu bir göç yaşadı. Daha doğrusu anavatanını terk etmek zorunda kaldı. Doğu Türkistanlıların bir kısmı, 1930 ve 40’lı yıllarda ata topraklarını bırakarak, kafileler halinde insanlık tarihinin en zorlu yolculuklarından birine çıktılar.

    Kızgın çölleri, geçit vermez Himalaya Dağları’nı aşarak, savaşa savaşa, öle öle, azala azala Hindistan’a ulaştılar. Yola çıktıktan yaklaşık yirmi yıl sonra Menderes’in davetiyle Hindistan’dan Türkiye’ye geçtiklerinde sayıları milyonlardan sekiz yüz bine düşmüştü.

    Türklerin yaşadıkları acılar, 20. yüzyılın ortalarında bile devam etti. Daha önceki göçlerden dolayı sayıları bir hayli azalan Kırımlı Türkler ve Müslümanlar bu sefer Stalin’in zulmüne uğruyordu.  Stalin, 1944 yılında Kırım Türklerinin hepsini sürme kararı verdi.

    Bir gece vakti yataklarından kaldırılarak hazırlanmaları için sadece 15 dakika verilen bu zavallılar, yanlarında birkaç parça eşya ile hayvan vagonlarına tıkıldılar. Yolda çoğunluğu hayatını kaybetti, hayatta kalabilenler ise Sibirya içlerine kadar götürüldüler.

    Avrupa’da II. Dünya Savaşı’ndan sonra yeni rejimler kuruldu, ama Türklere ve Müslümanlara karşı tavır değişmedi. Burada yapılanlardan dolayı Türkler 1950 ve 1980’lerde büyük göç dalgalarıyla Türkiye’ye geldiler. 1989’da ise II. Dünya Savaşı’ndan sonraki en büyük göç dalgası yaşandı. Bulgaristan’dan 313 bin Türk doğduğu toprakları terk edip Türkiye’ye geldi.

     1990’lı yılların ortasında Bosna’da yüz binlerce Müslüman Boşnak öldürüldü. Sadece Birleşmiş Milletler’in koruması altındaki Srebrenitsa’da Sırplar 12 bin silahsız insanı vahşice öldürdü. 2001 yılında da Müslüman Arnavutlar ve Kosovalılar sıkıntıya düştüler. Türkiye, hem onlardan göçmek isteyenleri kabul etti hem de güvenliklerini sağlamak için askerî gücüyle oraya gitti.

    Fakat geçtiğimiz 150 yıllık süreçte, Osmanlı İmparatorluğu’nun zayıflamasıyla başlayan göçler sırasında çok acılar yaşandı. Ama maalesef yaşananları ancak yaşayanlar bildi. Dünya, Türklerin, onların akrabalarının ve diğer Müslümanların çektiklerine kayıtsız kaldı. 1800’lü yılların başından günümüze kadar en vahşi yöntemlerle öldürülen beş milyondan fazla insanımızın hesabını soran olmadı.

    Şimdi ise bugüne kadar hep içimizde ‘dindirdiğimiz’ bu büyük acıyı, insanlık ayıbını dünya kamuoyuna anlatacak bir film var karşımızda. Zeytinburnu Belediye Başkanı Murat Aydın, yapımcılığını üstlendiği belgeseli Zeytinburnu’nda yaşayan insanlara vefa borcu olarak görüyor.

    Çünkü Zeytinburnu, Balkanlar’dan, Kırım ve Doğu Türkistan’dan binbir çileyle göç eden muhacirlerin kurduğu bir semt. Sözde Ermeni soykırımına atfen “Son 150 yıllık tarihi incelediğimizde en az yüzü kızaracak olan, hatta yüzü kızarmayacak olan bizleriz.” diyen Aydın, “O zamanlar dehşetli savaşlar yaşanıyormuş, dolayısıyla herkes sıkıntı çekmiş. Ama en çok sıkıntı çeken Türkler ve Müslümanlar olmuş. Çok büyük acılar çekmişler.” diyor.

    Balkanlar’dan ve Kırım’dan göç eden yüz binlerce muhacir İstanbul sokaklarını doldurmuştu. Sirkeci ve Zeytinburnu garlarının yanı sıra Tuzla, zorlu bir yolculukla gelenlerin konakladığı yerlerdi.

     

    Torunlar, geldikleri yeri tanımıyor

     

    Tüm bu bilgiler ve belgesel, akıllara, bu kara lekenin neden yabancı hatta Türk tarih kitaplarında hakkıyla anlatılamadığı, insanların vicdanlarında gereken yankıyı bulamadığı sorusunu getiriyor. Cevabı, belgesel için yüzlerce göçmenle ve uzmanla görüşen yönetmen Ahmet Okur veriyor: “Türkiye Cumhuriyeti’nin göçmenleri karşılama, yerleştirme, onlara sosyal imkanlar ve iş olanakları sağlama açısından Osmanlı İmparatorluğu’ndan çok daha başarılı olduğu söylenebilir. Türkiye’dekiler göçmenlere kendi insanları olduğu için hiçbir sıkıntı hissettirmemiş. Anlatılmamasının sebebi bu toplumsal dayanışma olmuş.

    Problem olmayınca yaşananlar yeni nesil tarafından zamanla unutulmuş. Dedesinin, babasının göç hikayesini bilmeyenler var. Ama Yunanistan’a gidenler İstanbul’u ve Türkçeyi unutmamışlar. Araştırma için Yunanistan’daydım. Bir şey almam gerekiyordu, yoldan geçen bir kadına İngilizce almam gereken şeyi nereden bulabileceğimi sormaya çalıştım. Kadın yüzüme baktı ve Türkçe olarak “Neden Türkçe konuşmuyorsun?” dedi. Anne ve babası İstanbul’dan göç etmişler.O, Yunanistan’da doğmuş; ama Türkçe konuşmayı öğrenmiş. Buradan gidenler hâlâ oraya adapte olamamışlar. Ama Türkiye’de böyle bir sorun yok.” diyor.



    Cumaertesi/Zaman

     

    Made ın Çalı

    GEL YORUM YAPMADIN

    __________________


    7/3/2008

    Sarıkamış'ın bilinmeyen fotoğrafları


    Sarıkamış'ın bilinmeyen fotoğrafları



    Sarıkamış faciası, uzun süre gizlendiği için bu cepheden fotoğraf sayısı Osmanlı’nın diğer cephelerine oranla yok denecek kadar az. İşte o cepheden ilk kez yayınlanan iki özel resim:

               
    Sarıkamış'ın bilinmeyen fotoğrafları 

    PKK’ya karşı sınır ötesi harekâtın yapıldığı bu günlerde aynı zamanda tarihimizin en hazin sayfalarından biri olan Sarıkamış Harekâtı’nın da 93. yıl dönümünü yaşıyoruz.

    93 sene evvel yine böyle çetin bir kışta Mehmetçikler Ruslarla savaşmak için Sarıkamış yollarına düşmüşlerdi.

    Yitik Hazine Yayınları, Çanakkale’nin ardından ikinci kitap dergisini Sarıkamış’a ayırdı. Salih Gülen tarafından hazırlanan kitap derginin danışmanlığını Sarıkamış Dayanışma Grubu Başkanı Prof. Dr. Bingür Sönmez yapmış.

    Kara Düşen Kan, Sarıkamış” ismindeki vurguyu Salih Gülen şöyle açıklıyor. “Yıllarca Sarıkamış denildiğinde ‘Tek bir kurşun atmadan bir gecede donan 90.000 şehitten’ bahsedildi. Sanki Türk askeri göz göre göre uçuruma sürüklemiş ve orada bir gecede tamamı şehit düşmüştü. Artık bu yanlışlığın düzeltilmesi gerekiyor. Sarıkamış önlerine gelinceye kadar Ruslarla üç meydan savaşında karşılaşan, büyük kayıplar vermesine rağmen Rusların elindeki Sarıkamış’a girmeyi başaran Türk askerinin tamamının bir gecede donduğu nasıl iddia edilir anlamak mümkün değil. Emin olunuz bu cephede verilen şehitlerin mühim bir kısmı donarak değil Rus ve Ermeni kurşunlarıyla şehadete ulaşmıştır. Kitap derginin isminin Kara Düşen Kan Sarıkamış olmasının da sebebi budur.”
    Cephede donma olaylarının da çok fazla görüldüğünü bildiren Gülen, “ Özellikle büyük bir hata sonucu Allahuekber Dağları’na çıkmak zorunda kalan 10. Kolordu, bu dağlarda yaklaşık on beş bin vatan evladını kaybetti. Sarıkamış Harekâtı’nda da en fazla donma hadisesi de burada görüldü. Ancak diğer şehitlerimiz iki defa yapılan Köprüköy Muharebelerinde ve Azap Muharebesi’nde şehit verdiler bunlar dışında çok sayıda mahalli çatışmada da ciddi kayıplar verildi. ” diyerek yıllardır yanlış bilinen bir tarihî olaya açıklık getiriyor.

    Dramın İlk kefa yayınlanan fotoğrafları

    Sarıkamış Faciası, Enver Paşa ve iktidardaki İttihat ve Terakki tarafından uzun süre sansürlenir, cephede ne yaşandığı pek bilinmez. Bu sebepten cepheye dair fotoğraf sayısı Osmanlı’nın diğer cephelerine kıyasla yok denecek seviyededir. ”Kara Düşen Kar Sarıkamış” kitap dergisinde ülkemizde konu ile ilgili şimdiye kadar yayınlanmamış çoğunluğunu Rusların çektiği pek çok fotoğrafa yer verilmiş. Eserde yer alan donmuş şehitlerin, şehitlerin toplu mezarlara taşınışının fotoğrafları yürekleri burkuyor. Rus askerlerin tam donanımlı kıyafetleri karşısında Mehmetçiğin imkânsızlığı fotoğraflarda ortaya konuyor. Fotoğrafların mühim bir kısmı Bingür Sönmez Arşivi’nden alınmış, ayrıca yayınevi de Sarıkamış ile ilgili ciddi miktarda bir fotoğraf arşivi oluşturmaya başlamış. Sayfa sınırlamasından dolayı ellerindeki fotoğrafların tamamını kullanamadıklarını belirten Salih Gülen gelecek yıllarda yapılacak yeni eserlerde bu fotoğraflara yer vereceklerini de bildirdi.

    “Kara Düşen Kar Sarıkamış” kitap dergisi herkese ulaşması için 2 YTL fiyatla piyasaya sunuldu.

    Kitapla ilgili teknik bilgiler ve sipariş için bu linki kullanabilirsiniz..

    Bu dergide yer alan Yitik Hazine arşivinden iki özel kareyi Türk basınında ilk kez Haber7.com sizler için özel izinle yayınlıyor..

     

     

    Made in Çalı

    __________________


    23/2/2008

    Yüz Yıl (2)


    1920 - 1929

    1920


    *16 Mart: İstanbul İtilaf Devletleri tarafından işgal edildi.

    * 16 March: Istanbul was occupied by the Entente Powers.



    *
    23 Nisan: Cumhuriyet’in ilanından üç yıl önce, büyük bir kısmı işgal edilen Anadolu’nun merkezi Ankara’da ulusal egemenliğin simgesi olarak Büyük Millet Meclisi açıldı. Ertesi gün toplanan BMM, Mustafa Kemal’i oybirliği ile Meclis Başkanlığı’na seçti.

    * 23 April: Three years prior to the proclamation of the Republic, the Grand National Assembly (GNA) was opened in Ankara, as a symbol of the national sovereignty. Ankara was the center of Anatolia under occupation. The GNA convened the following day and unanimously elected Mustafa Kemal as the President of the Assembly.



    * 7 Haziran: Matbuat ve İstihbarat Müdüriyeti Umumiyesi kuruldu. Bu kuruluşun adı daha sonra Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü olarak değiştirildi. (İstihbarat Genel Müdürlüğü Kuruluş Yasası). BYEGM

    * 7 June: The Directorate General of Press and Information was established. (The photograph depicts the legislation forming the Directorate General of Press and Information).


    * 10 Ağustos: İtilaf Devletleri’nin, Osmanlı topraklarını paylaşması esasına gore hazırladıkları Sevr Barış Antlaşması imzalandı.

    * 10 August: The Treaty of Sèvres, prepared based on the principle of the distribution of the Ottoman territories among the Entente Powers, was signed.


    *
    10 Ocak: Paris’te daha sonra yerini Birleşmiş Milletlerin alacağı Milletler Cemiyeti kuruldu. Sipa Press

    10 January: The League of Nations, which would later be called the United Nations, was established in Paris.


    1921



    *
    10 Ocak ve 1 Nisan: I. ve II. İnönü zaferleriyle, Yunanların Batı Anadolu’daki ilerleyişi, Garp Cephesi Komutanı İsmet (İnönü) Bey komutasındaki düzenli ordu tarafından durduruldu.

    * 10 January and 1 April: The advance of the Greek forces in Western Anatolia was stopped by a regular army under İsmet (İnönü) Bey, commander of the Western Front at the First and Second İnönü victories.



    Mehmet Akif ERSOY


    *
    Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından açılan güfte yarışması, sonucunda Mehmet Akif’in (Ersoy) şiiri İstiklal Marşı olarak kabul edildi. 1922 yılında düzenlenen Misak-Milli Tablosu’nda İstiklal Marşı’nın iki mısrası yer aldı.

    * The poem of Mehmet Akif (Ersoy) was accepted as the National Anthem as the result of the contest opened by the Turkish Grand National Assembly (TGNA). Two verses of the national anthem were included in the National Pact picture that was prepared in 1922.



    *
    Rusya’da açlık: 7,5 milyon kişi öldü. L’Express

    * Famine in Russia: 7.5 million people died.



    1922



    *
    26 Ağustos: Büyük Taarruz başladı. 30 Ağustos’ta, Büyük Zafer’le sonuçlanacak Dumlupınar Başkomutan Meydan Muharebesi başladı.

    * 26 August: The Grand Offensive started. The Dumlupınar Commander-in-Chief Field Battle started, which would result in a great victory on 30 August



    *
    11 Ekim: İtilaf delegeleri ile imzalanan Mudanya Mütarekesi’yle, işgal kuvvetlerinin Türk topraklarını boşaltması ve Lozan’da barış konferansı toplanması için anlaşmaya varıldı.

    * 11 October: The Mudanya Armistice, which was signed with the Entente delegates, reached the agreement for the occupying forces to vacate the Turkish territories and for the convening of a peace conference at Lausanne.



    * 1 Kasım: TBMM’de alınan bir kararla, hilafet ve saltanat birbirinden ayrılırken, saltanat kaldırıldı.

    *
    1 November: In a law enacted by the Turkish Grand National Assembly, the Caliphate and the Sultanate were separated from each other and the Sultanate was abolished.



    *
    20 Kasım: Lozan Konferansı açıldı, 8 ay süren konferansa Türkiye adına İsmet İnönü başkanlığında bir heyet katıldı. 24 Temmuz 1923’de Lozan Anlaşması imzalandı. İnönü Vakfı

    * 20 November: The Lausanne Conference convened and a delegation presided by İsmet İnönü attended the conference on behalf of Turkey which lasted for 8 months. The Treaty of Lausanne was signed on 24 July 1923.


    *
    30 Ekim: İtalya’da faşist lider Mussolini başbakan oldu. L’Express

    * 30 October: Benito Mussolini, the fascist leader, became the Prime Minister of Italy.




    1923



    * 29 Ekim: Cumhuriyet ilan edildi. Mustafa Kemal Cumhurbaşkanlığına seçildi. İsmet İnönü Başbakanlığa atandı. (Cumhuriyetin 1.Yılı kutlamaları) BYEGM

    * 29 October: The Republic of Turkey was proclaimed. Mustafa Kemal was elected as the President and İsmet İnönü was appointed as the Prime Minister.


    * 18 Ocak: Türkiye İktisat Kongresi İzmir’de toplandı.

    *
    18 January: The Economy Congress convened in Izmir.

    * Muhsin Ertuğrul’un Halide Edip’in romanından sinemaya uyarladığı ve Neyyire Neyir ile Bedia Muvahhit’in rol aldığı Kurtuluş Savaşı’nı konu alan ‘Ateşten Gömlek’ filmiyle ilk kez Müslüman Türk kadınları sinema oyunculuğuna başladı.

    * The film on the subject of the War of Independence called "Ateşten Gömlek" (The Great Ordeal), based on the novel by Halide Edip and produced by Muhsin Ertuğrul, in which the actresses Neyyire Neyir and Bedia Muvahhit starred, initiated the acting of Muslim Turkish women in the cinema.


    *
    13 Ekim: Ankara, Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti oldu.

    *
    13 October: Ankara became the capital city of the Republic of Turkey.



    1924


    *
    3 Mart: TBMM’de halifelik ile Şeriye ve Evkaf Vekaletleri kaldırıldı. Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile medreseler kapatıldı. Son Halife Abdülmecid ve Osmanlı hanedanının yurt dışına sürgün edilmesi kararı alındı. (Abdülmecid, kızı ve torunuyla Paris’te) K. Giray Arşivi

    * 3 March: The caliphate and the Ministries of Islamic Law and Foundations were abrogated at the Turkish Grand National Assembly. The madrasas were closed with the Law on the Unification of Education. A decision was made to exile the last caliph Abdülmecid and the members of the Ottoman dynasty. (Abdülmecid with his daughter and grandchildren in Paris).


    * 3 Nisan: Yeniden düzenlenen Topkapı Sarayı, müze olarak açıldı.

    * 3 April: The Topkapı Palace was reorganized and opened as a museum.


    *
    17 Kasım: İlk muhalefet partisi dönemi: Ali Fuat (Cebesoy), Kazım (Karabekir), Rauf (Orbay), Adnan (Adıvar), Refet (Bele) beylerin girişimi ile Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası kuruldu.

    * 17 November: The first opposition party period: The Progressive Republican Party was established by Ali Fuat Bey (Cebesoy), Kazım Bey (Karabekir), Rauf Bey (Orbay), Adnan Bey (Adıvar) and Refet Bey (Bele).




    *
    21 Ocak: Rus Devrimi’nin önderi Vladimir Ilyich Lenin öldü. Lenin’in rahasızlığı nedeniyle, iki yıldır SSCB Komünist Partisi Genel Sekreterliği görevini sürdüren Joseph V. Stalin iktidara geldi. L’Express

    * 21 January: Vladimir Ilyich Lenin, the leader of the Russian Revolution, died. Joseph V. Stalin, who was the acting Secretary General of the USSR Communist Party for two years during Lenin's illness, assumed power.



    1925

    *
    4 Mart: Genç Vilayeti’ne (Bingöl’ün bir bölümü) bağlı Piran’da patlak veren gerici ve bölücü Şeyh Sait ayaklanmasının genişlemesi üzerine, Takrir-i Sükun Kanunu çıkarıldı. Suçluları yargılamak üzere, İstiklal Mahkemesi görevlendirildi.

    * 4 March: The Law for the Establishment of Public Order was promulgated upon the expansion of the reactionary and separatist Sheik Said uprising which started at Piran in Genç Province (presently a part of Bingöl Province). The Independence Tribunal was assigned to prosecute the suspects.


    *
    2-25 Kasım: Şapka Giyilmesi Hakkında Kanun’un TBMM’de kabulü ile fes, sarık, cübbe, kavuk gibi dinsel simge olabilecek giysiler yasaklandı. (Atatürk Şapka Devrimi’ni Kastamonu konuşmasında açıkladı.)

    * 2-25 November: With the adoption of the Hat Law by the Turkish Grand National Assembly, the apparel which could be construed as a religious symbol, such as fezzes, turbans, robes worn by imams and quilted turbans, were forbidden from being worn.




    1926




    * 4 Ekim: TBMM tarafından kabul edilen, aile ve toplum yaşamına köklü değişiklikler getiren Medeni Kanun, Borçlar Kanunu ve Ticaret Kanunu yürürlüğe girdi.

    * 4 October: The Civil Code, which adopted radical changes in family life and society, the Code of Obligations and the Commercial Code were passed by the Turkish Grand National Assembly and went into effect.



    *
    26 Kasım: Alpullu Şeker Fabrikası açıldı.

    * 26 November: The Alpullu Sugar Plant was opened.


    *
    5 Haziran: Türkiye, İngiltere ve Irak’la, Musul ve sınır sorunları üzerinde anlaşmaya vardı. Musul Türkiye sınırları dışında kaldı.

    * 5 June: Turkey reached an agreement with England and Iraq on Mosul and border disputes. Mosul remained outside of the borders of





    1927



    *
    15 - 20 Ekim: Mustafa Kemal Paşa, CHP Kurultayı’nda, Kurtuluş Savaşı’nın başlangıcından itibaren verilen mücadeleyi ve yaşanan gelişmeleri anlatan Büyük Nutuk’u okudu.

    * 15-20 October: Mustafa Kemal Pasha delivered his Great Speech at the Republican People's Party (CHP) General Assembly which described the history of the Turkish struggle as of the beginning of the War of Independence and the ensuing developments.



    *
    20 - 21 Mayıs: Amerikalı pilot Charles Lindbergh, Atlas Okyanusu’nu geçti.

    * 20-21 May: Charles Lindbergh, the American pilot, crossed the Atlantic Ocean on a solo non-stop flight.



    1928




    *
    1 Kasım: Arapça sayılar ve harfleri kaldırıldı ve Latin harflerinden oluşan yeni Türk Alfabesi kabul edildi. BYEGM

    * 1 November: The Arabic ****** was abolished and the new Turkish Alphabet composed of Latin characters was adopted.



    *
    4 Temmuz: Yunan siyaset adamı Venizelos başbakan oldu.

    * 4 July : The Greek politician Eleutherios Venizelos became the Greek Premier.



    1929


    *
    Ankara - İstanbul şehirlerarası telefon görüşmeleri başladı.

    * Long distance telephone calls between Ankara and Istanbul started




    *
    Okuma yazma oranını yükseltmek amacıyla Millet Mektepleri açıldı ve yetişkinlere yeni harfleri öğretmek için seferberlik başladı. BYEGM

    * National Schools were opened to increase the rate of literacy and a campaign was started to teach the new alphabet to adults




    *
    24 Ekim: Dünya ekonomik krizi başlarken, New York borsası iflas etti. L’Express

    * 24 October: The New York Stock Exchange crashed at the start of the world economic crisis.




    Made in Çalı
    __________________


    20/2/2008

    Talas Yazıtları


    Talas Yazıtları
     

     
     
    Hepimizin aklına Talas dendiği zaman çoğunlukla 751 yılı ve
    Türklerin Araplarla birleşerek Çin'e saldırmaları ve
     Türklerin İslamiyetle tanışması akla gelir. Halbuki;
    bilenleriniz elbet vardır ama, ben yeni öğrendim; Talas'da
     meğer taşların üzerine yazılı Türk tarihinin derinlikleri
    saklı imiş. Kırgızistan'ın eşsiz coğrafyasında gözden uzak
     kalmış bu tarihi değeri madem ben öğrendim, bilmeyenler
    olabilir düşüncesiyle paylaşmak istedim.


    [











    Türk tarihinin bu eşsiz hazineleri ayrıca Orta Asya'dan göçler
    hakkında da önemli ipuçları barındırıyor.
    "arbuz.com"
     
    Made in Çalı

    Son Yazılarım
    • <%RecentEntryTitle%>
    Destekleyenler

    Bağlantılarım