Google

Sitetistik

Zirve100 En iyi
Menü
  • Ana Sayfa
  • Profilim
  • Arşiv
  • Kategorilerim
    Yazılarım
    İstatistikler
    Görsel

    3/12/2009

    Unutulan Savaş (Kore Savaşı) 1



    Unutulan Savaş
    (Kore Savaşı)

    Sanayi devrimiyle birlikte Batılı ülkeler Asya’da pazarlar elde etmek için
    Doğu Asya’nın bir iskelesi olan ve o günkü nüfusu 30 milyonu bulan
    Kore’yi ticari pazar olarak görmeye başlamışlardı. Bunun sonucunda
    büyük mücadeleler yaşanmış, sonrasında da Kore birçok ülkeyle
    anlaşmalar imzalamak zorunda kalmıştır.

    Kore Savaşı Türk Tugayı


    Japonlar ve Ruslar 38. paraleli daha 1896'da kullanmak ve bu hat
    boyunca tarafsız bir bölge kurmak istemişlerdi. İşte bu suretle Kore,
    birdenbire iki Kore olmuştu. 1945'de Kore'nin, Japonlar’dan kurtarılırken
    ikiye bölünmesi bu ülkeyi komünist ve antikomünist dünya arasında
    en çetin bir çatışma alanı haline sokmuştu. Güneyde bir Demokratik Kore
    ( 15 Ağustos 1948 ) , kuzeyde de Komünist Kore Halk Cumhuriyeti
    ( 12 Eylül 1948 )'in kurulmasından sonra, 25 Haziran 1950'de kuzeyin

    taarruzu ile iç harp başlamış oldu. Bu hâl, bir taraftan B.M.’in diğer
    taraftan Çin ordularının savaş alanına girmesine yol açmıştı. Güney
    ve Kuzey Kore'yi birleştirmeye çalışan B.M komisyonu bunu başaramamıştır.
    Kore anlaşmazlığının sürüp gitmesinde Batılı devletlerle ve özellikle
    Amerika ile Sovyetler Birliği arasında, dünya sorunları hakkında bir
    anlaşmaya varılamamasının büyük payı vardır.

    B.M Genel Sekreteri 28 Haziran 1950'de bütün üye devletlere Konseyin
    27 Haziran 1950 tarihli kararını bildirdi ve üye devletleri Kore’ye yardıma
    çağırdı. Bu çağrıya 22 ülke olumlu cevap vermiştir. Bu ülkelerden bazıları
    askeri yardımda bulunurken bazıları da askeri teçhizat yardımında
    bulunmuştur. Askeri yardımda bulunan ülkelerden birisi de Türkiye’dir.
    Türk Tugayı 25 Eylül 1950’de ilk kafilesini İskenderun’dan yola çıkarmış
    ve 16 Ekim’de Kore topraklarına ayak basmıştır.
    Tugay Teagu şehrine yerleşmiş 20 Kasım’dan itibaren de ilk
    muharebelerinin olacağı Kunuri bölgesine geçmiştir.


    Kanuri Muharebeleri


    Kunuri’de o kadar çok şiddetli bir soğuk vardır ki donmamak için
    askerler bulundukları yerlerde tepinmekte ileri geri koşmaktadırlar.
    28 Kasım sabaha karşı başlayan Kunuri muharebesi üç gün
    üç gece aralıksız sürecekti.Türk Tugayı Kunuri’de altı
    Çin tümeni tarafından çevrilmiştir.

    Dört tarafı çevrilen bir birliğin kurtulduğunu tarih yazmıyor.
    Tugay Komutanı General Tahsin Yazıcı’nın:
    -- “Çemberi yardık, cepheye ekmek gönderin, görev verin.”
    Telsiz bildirisi, dünya basınında ve radyolarında büyük yankı yapmıştı.
    Ayrıca Türk ordusu Sunchon Boğazı’nı koruyarak
    B.M Ordusu’nu imha olmaktan kurtarmıştır.

    Her tarafı sarılmış olan bir birlik düşmanın içinden büyük bir
    soğukkanlılık ve sükûnetle hareket etmiş, ses çıkarmamak için
    erler ayakkabılarını çıkarıp ellerine almış ve süngülerinin
    parlamaması için de eldivenlerini süngülerine geçirmişlerdir.
    Çetin muharebeleresnasında General Yazıcı
    “SON ER, SON KURŞUN” emrini verir ve Türk askeri bütün
    varlığını ortaya koyar. B.M ve Türk ordusu derin bir boğaza girdiğinde,
    düşmanın havan ve bazuka ateşleriyle durmak mecburiyetinde kalır.
    Askerler vasıtalardan atlayarak sarp yamaçlara doğru saldırır.
    Daracık boğaz, top tüfek sesleri, birbirine karışan türlü lisan
    gürültüleriyle inlemektedir.

    Bir kamyon üstüne oturan bir havan mermisinin infilâkıyla vasıtanın havaya
    fırlayan parçaları arasına insan uzuvları da karışmaktadır. Çok çetin geçen
    mücadelenin ardından zaferi Moskova radyosu veriyor ve Amerikalılara
    “Bu defa sizi Türkler kurtardı” diyordu.

    Sosori şehrinde madalya töreni için Tugayımıza gelen 8.Ordu Komutanı
    General WALKER uzun konuşmasına şöyle başlar:

    Kore Savaşı bitti - 1953
    (Birleşmiş Milletler Kuvvetleri Genel Komutanı Amerikalı
    General Walton Walker Türk Tugayının Kunuri Savaşında
    gösterdiği kahramanlıktan dolayı Tuğgeneral
    Tahsin Yazıcı'ya madalya veriyor)



    -- “Kahraman Türk evlatları:
    Size şahsım, ordum ve Amerikan milleti adınateşekkür etmek
    için gelmiş bulunuyorum. Görevinizi fedakârane bir şekilde
    yaptınız. Eğer sizin düşmanı durdurmak için kahramanca
    çarpışmanız vemukavemetiniz olmasaydı, ordum kuşatılarak
    çok zor durumlara düşecek, belki de imha edilecekti…”



    Türk askeri bu defa Kumyangjang-ni’de kahramanlık yazacaktı.
    Türk askerinin ALLAH ALLAH nidaları bu defa burada duyulacaktı.

    26 Ocak’ta karşıdaki ordunun Kunuri’deki düşman olduğu anlaşıldığında,
    Türk askerini arkadaşlarının intikamını alma hırsı saracak ve bu hırsla
    düşmanınüzerine atılacaktı.
    Mermisi bittiğinde süngüsüyle Kore’de Türk tarihine birkahramanlık
    destanını daha hediye edecekti. Zafer yine Türk askerinindi.

    Türk ordusunu bütün B.M ordusu komutanları kutluyor ve madalyalarla
    göğüslerini kabartıyorlardı.
    General Mac Arthur
    “Sizleri görmekten memnunum.Japonya’da siz Türklere herkes kahraman diyor.
    Kunuri’de 8.Orduyu kurtaran,KUMYANGJ-Nİ de düşmanı mağlup ve
    perişan eden Türkler, kahramanlar kahramanıdır;
    Türk Tugayı için yok yoktur.”
    diyordu.



    Türk askeri Kore’de sadece savaşmıyordu Koreli muhtaç ve yetimlere de
    elinden gelen yardımı yapıyordu.
    İşte o günleri Yüzbaşı Nazım Özoğul şöyleanlatıyor;
    -- “Takriben 20 yaşında bir Koreli kadının üstü başı parça parça olmuş.
    Edep yeri kan içinde. Yırtılan elbisesinden memeleri dışarıya sarkmış.
    Yüzü gözü çizikler içinde bu çiziklerden akan kan boynundan göğsüne sızmış.
    Sol kolu ve bacağı kan içinde. Saçları darmadağınık. Gözleri yuvalarından
    fırlamış. Odanın içindeki eşyalar darmadağınık. Hemen kapının yanında soluna
    yıkılmış, yanında takriben iki yaşında bir çocuk ölü annesinin üzerine
    kapanmış, memelerini emiyor”
    diyor.
    Türk askeri işte bu şekilde bulduğu
    yetimleri Seul’de kurduğu Ankara okulu ve yetimhanesinde muhafaza
    ediyor ve onlarla ilgileniyordu.

    Düşman yenilgiye doymuyor bu defada Wegas’ta Türk askerinin karşısına
    çıkıyordu. Artık düşman son kozunu oynamaya başlamıştır ama karşısında
    yenilmez bir ordu vardır. O muharebede bulunan Astsubay Osman Eken
    şöyle anlatıyor ;
    -- “Mayıs ayında gece zifiri karanlık, yağmur çiseliyor, zaman zaman atılan
    aydınlatma mermileriyle ortalık gündüz gibi oluyor; düşen mermilerin
    meydana getirdiği toz ve duman bulutu içinde içi yaralı, inleyen insanlarla
    şehit ve ölülerle dolan irtibat hendeklerinde meydan savaşının izlenimini
    veren mahşeri bir tablo, bir karış boş yer bulunmayan bir tepede düşmanın
    görebildiğimiz yerde, yine cesetlerin üzerlerine mevziler yaparak cesetlere
    basa basa yürüyorduk. Makinalı tüfeklerimizin önü cesetlerle dolu önümüzü
    göremiyoruz, tepeyi yine de savunmaya çalışıyoruz…”


    28 Mayıs 1953’de başlayan muharebe tam 26 saat göğüs göğüse aralıksız
    sürer ve Wegas 16 defa el değiştir.26 saatte Türk askeri 147 şehit verirken,
    düşman 4000 zayiat vermiştir.

    Bu muharebenin sonunda başaramayacağını anlayan düşman ordusu 27
    Temmuz 1953’de Panmunjon’da ateşkes anlaşmasını imzalar.
    Kore Savaşı’nda Türk Ordusu’nun kaybı 724 şehit olarak açıklanmıştır.



    Bugün Kore Dünya ekonomisinin devleri arasındadır.
    Savaştan sonra her alanda başlattığı kalkınma programı sayesinde
    bugünkü halini almıştır.
    Cumhurbaşkani Park Jeong Hee Kore’nin kalkınmasında çok önemli
    bir yere sahiptir.
    Kore Savaşı’ndan sonra Türk insanı ile Koreliler arasında sıkı bir
    muhabbet oluşmuştur.1999’da Türkiye’yi sarsan depremde Koreliler
    canlarıyla ve mallarıyla Türk insanının yanında oldular.
    2002 Dünya kupasında Türkiye ile karşılaşan Kore futbol takımı
    yenilmesine rağmen Türk futbolcularla kol kola girerek seyircilerin
    karşısına çıkıyordu. Seyirciler bütün stadı;
    “Türkiye Türkiye!”
    sesleriyle inletiyordu.
    Savaşla başlayan dostluk bugün halen devam etmektedir.
    Ümidimiz gelecekte de iki ülke arsındaki dostluğun
    devam etmesi yönündedir
    NOT:Bu yazı dizisi toplam 15 partdan oluşmaktadır.
    Şahsen hepsini okumanız tavsiyemdir.

    2/12/2009

    "Uçaktan Uçağa",Özür.Öfff dağıttım yine...





    Gösteri Uçağı

    Adamla karısı her sene düzenlenen
    geleneksel fuara gitmişler.
    Orda gezerlerken adam 2 kişilik bir gösteri uçaği görmüş,
    -- Hadi şuna binelim bak 10 $" demiş.Karısı ;
    -- "Aman oraya binip nolucak" demiş.
    "Bu sabah eve faturalar geldi bi sürü ödeme var,
    savurganlığın sırası değil, 10 dolar 10 dolardır.."
    ve adam
    uçuşu unutmak zorunda kalmiş.
    Ertesi yıl fuar yine düzenlenmiş, karı koca gezmeye gitmişler.
    Adam bakmiş uçak orada ve yine canı istemiş
    -- "Hadi gel şuna binelim çok eğlenceli.Sadece 10 $..."
    kadin yine somurtmuş..
    -- "Aaa çocuk musun sen, hem saçmasapan şeylere
    harcıycak kadar bol paramiz mı var ?
    10 dolar 10 dolardir cebimizde dursun"
    ve adam yine
    hayalkirikligina ugramış...Ondan sonraki her sene fuar
    duzenlenince kari koca gitmişler, her seferinde adam gösteri
    ucağına binmek istemiş, karisi 10 dolarina kıyamamış,
    adam da heves ettigiyle kalmiş.Derken yillar geçmiş ve
    karı koca 70 yaşlarına gelmişler.
    O yılki fuar zamani da gelmiş çatmış,beraber yine fuarı
    gezerlerken adam uçağı görmüş...

    -- "Hanim, bak 70 yaşıma geldim..
    seneye fuarı görecek miyim Allah bilir..
    hadi inadi bırak da şu ucağa bi kere binelim
    10 dolar bütcemizi sarsmaz ya......"


    Ama kadin inatcı, yine "olmaz" derken oradaki gorevli
    bunlari duymuş, yanlarina gelmiş:
    -- "Afedersiniz ama konuşmalarınizı duydum,
    galiba beyefendi ucağa binmeyi çok istiyor..
    benim size bir teklifim var.. sizi bu uçağa alıcam,
    ucuş sırasında tek bir ses cıkarmadan durmayı başarırsanız
    inişte sizden para almıycam, ama tek bir kelimede ikinizden de
    10 $ alırım, kabul mü?"
    Kari koca birbirlerine bakmişlar,
    -- "Kabul" demi$ler. ve binmişler.Adam bunlar bindikten sonra
    ucagı yavaş yavaş derken deli gibi ucurmaya başlamiş,

    taklalar attırmış ters döndürmüş bunlarda çıt yok...
    en sonunda iniş zamani gelmiş, yere indiklerinde
    gorevli bizim ihtiyarın yanına gelmiş:
    --"Beyefendi inanın dilim tutuldu, en zor dönüşlerde bile
    çıt çıkarmadınız, bu ucağa binen en iyi muşterim
    siz oldunuz.Kutlarım"


    İhtiyar gülmüş:

    -- 'Yaa, aslında hanım düştügü zaman
    birşey söyleyecektim ama,
    10 dolar 10 dolardır...'






    Geçen haftaki yoğun sis İstanbul'da hava trafiğini,
    felç etti değil, yok etti. Yolcular havaalanını mesken bellediler.
    Antep'ten gelecek bir arkadaşım da iki gün bekledikten sonra
    kendini otobüse atıp İstanbul'a vasıl oldu.
    İlk uçak yolculuğumu, 1948'de bir pırpırla Antep'ten İstanbul'a
    altı saatte gelişimi, ninemin şaşkınlıkla
    --"İnsanoğlu kuş misali" dediğini hatırladım.
    Asuncion'dan Lima'ya dört saatte, gerçekten kuş gibi,
    neredeyse kanat çırparak giden minicik,
    altı kişilik uçaktaki yolculuğumu...
    Havada hıçkırık tutmuş bir kelebek gibi sallanıyorduk.
    Yaşlı bir kadın yolcunun attığı çığlık üzerine, uçaktaki görevli,
    -- "Merak etmeyin," diye bağırmıştı.
    "Bir şey olmaz. Olsa bile,
    havada bir anda parçalanarak ölürsünüz.
    Hiçbir şey hissetmezsiniz!"


    ***
    Günlerden birgün,
    Temelle Dursun ormanda çalışırlarken,
    tepelerinden bir uçak geçer.Temel;
    -- Uyyy uşağum, uçak geçiyyy da,
    Dursun,
    -- Ula Temel,uçağa elleme geçsun der.



    "Uçmak, insanoğlunun hiçbir zaman başedemeyeceği
    sorunlarla yüklü bir konudur.
    En iyisi bu konuyu unutmak...
    Bir tek kişiyi bile bir yerden bir yere götürebilecek bir hava
    aracının yapılması, önce yeni bir maddenin ve yeni bir gücün
    bulunmasını gerektirir. Bunlar bulunsa bile,
    yapılacak araç sadece sahibini taşıyabilir."

    Bunları 1903'te ABD'li ünlü bir gökbilimci,
    Simon Newcomb söylemiş.
    Aynı yılın 10 Aralık'ında The New York Times gazetesinde şu satırlar yayımlanmış:
    "Profesör Langley'in bir bilimadamı olarak artık vaktini boşuboşuna
    havacılık deneylerine harcamamasını, ününü daha fazla tehlikeye
    atmaktan kaçınmasını bekliyoruz.
    Hayat kısadır, uçmak konusunu unutup insanlığa değerli
    hizmetlerde bulunmalıdır...
    Onun gibi düşünenler de daha yararlı çalışma alanları
    olduğunu farketmelidir."

    Bu yazı yayımlandıktan tam bir hafta sonra ise Wright kardeşler ,
    Kuzey Carolina'da,Kitty Hawk 'ta ilk başarılı uçuşlarını
    gerçekleştirmişler.


    ***
    Geceleri yalnız olarak
    seyahat eden bir kargo pilotu
    gittiği meydanda kuleye
    -- "Bil bakalım ben kimim?" şeklinde çağrı yapıyormuş.
    Bu olay ise kuledeki kontrolörün canını sıkıyomuş.
    Pilottan uygun formatta konuşmasını istiyomuş.
    Fakat bizim kargocu konuşmasına aynen devam ediyormuş.
    Bir gece yine kuleye
    -- "Bil bakalım ben kimim?" şeklinde çağrı yapmış.
    Artık durumdan iyice rahatsız olan kule ise
    pist ışıklarını kapatıp;

    -- "Bil bakalım nerde?" demiş.




    Havacılıkla ilgili bir "kehanet" daha. Sözlerin sahibi yine bir
    ABD'li gökbilimci, William H. Pickering ... Yıl 1910:
    "İnsanlar uçan makinelerle,
    sanki buharlı gemilerle olduğu gibi,
    bir arada Atlantik'in bir kıyısından öteki kıyısına
    gidebileceklerini sanıyorlar...
    Olacak şey değil tabii. Olsa bile, o makineye sadece
    bir ya da iki kişi binebilir; bunun karşılığında ödeyeceği
    parayı da ancak çok zengin bir kapitalist verebilir...
    Bir başka yanılgı da hızla ilgili. Havada saatte 40 mili 30
    beygirgücüyle yapabiliyorsak, saatte 100 mile ulaşabilmemiz
    için 470 beygirgücü gerek. Bu hızı lokomotiflerle ya da
    otomobillerle bile sağlamamız olanaksız."

    14 Ekim 1922'de Michigan'da, Mount Clemens'de bir uçak
    saatte 216 mile ulaştı. New York'tan İngiltere'ye ilk "ticari"
    uçak seferi ise 17 Haziran 1939'da başlatıldı.
    Ücret 375 dolardı -bir transatlantikte birinci sınıf yolculuk ücreti.

    Bu da Wilbur Wright 'ın
    1908'deki sözleri:
    "İtiraf ediyorum... 1901'de kardeşim Orville'e insanoğlunun
    daha elli yıl uçamayacağını söylemiştim...
    O günden beri hiçbir kehaneti ciddiye almıyorum."


    ***

    En ünlü "uçakçı" Howard Hughes'du.
    Scorsese'nin filmi onu gündeme getirmişti bir ara.
    Biz de bugün "uçaktan uçağa" atlıyoruz madem,
    biraz da Hughes'dan söz edelim.
    Howard Hughes'un en ünlü uçağı Spruce Goose'du.
    1947'de yapılan uçak 25 milyon dolara malolmuş,
    sadece bir tek kere bir dakika süreyle uçmuştu.
    Giderin 18 milyon dolarını devlet karşıladığı için bu uçuş
    ABD halkına saniyede 300,000 dolara malolmuştu.
    Goose'un "resmi" adı HK-1'di - Hughes-Kaiser "-Tasarım 1"in
    kısaltılması... İkinci Dünya Savaşı'nda yıldırım hızıyla kargo
    tekneleri yapan Henry J. Kaiser, gemilerin Almanlar tarafından
    daha da büyük hızla batırılmalarını engellemek için 1943'te
    bu projeyle gitmişti Hughes'a. Goose ahşaptan yapılacak,
    750 kişi ya da 50 ton kargo taşıyabilecekti.
    Devletin de desteğiyle ortaya günümüzde bile görülmeyen
    büyüklükte dev bir uçak çıktı. Kanat uçları arasındaki mesafe
    100 metreydi.
    Ama bu arada savaş sona ermişti. Bir dakikalık başarısız bir deneme
    uçuşundan sonra bu pahalı oyuncak, Long Beach'de yapılan özel bir
    hangara kaldırıldı. Hughes'un ölümünden sonra da hangar turistlerin
    ziyaretine açıldı.

    Ülkü TAMER
    Özür:Konu karikatür ve fıkralarla biraz dağıldı.
    Resme tıklayarak konunun aslını
    okuyabilirsiniz.




    İspanyollar bu gol ü konuşuyor.
    65 mt.den gol


    -- Konu böyle dağılır işte.
    Bu topic den anlayan beri gelsin.


    Made in Çalı



    2/12/2009

    65 Metreden Gol


    65 Metreden Gol

    İspanyollar bu gol ü konuşuyor.

     

    Konuk takım Marbella'da maçın 19. dakikasında

    Dani yaklaşık 65 metreden topu filelerle buluşturmayı başardı.

    Dani, bu golün ardından hem tarihe geçti,

    hem de takımının 3 puan almasını sağladı.

     

    Son Yazılarım
    • <%RecentEntryTitle%>
    Destekleyenler

    Bağlantılarım